17 Nisan 2010

mutluluk...

Balıkçılar sokağında balıkçılardan birinin önünde duruyoruz. Annem ve balıkçı arasında şu gereksiz konuşma geçiyor: "balıklar taze mi?" "Evet abla taze." Sanki balıkçının "hayır taze değil" demesi olasıymış gibi annemin bu gereksiz soruyu sormasına şaşıyorum. Aslında yadırganacak birşey yok. O sadece "balıklar taze mi?" cümlesini konuşmaya başlangıç cümlesi olarak kullanıyor. Hepsi bu.

Sokaktan burunlarını tıkayarak hızlı hızlı adımlarla geçen insanlara bakıyorum. Onların dayanamadığı bu koku nedense beni, nerede ve nasıl olduğunu bilmediğim mutlu bir zamana taşıyor. Bir çocukluk hatırasına belki, bilemiyorum. Benim gibi çocukluğunu denizden mahrum bir kentte geçirmiş biri için bu kokunun nasıl bir hatırası olabilir diye düşünüyorum. Bulamıyorum.

Köşede balık kızartan bir adam var. Ve etrafında da ondan bir an bile gözlerini ayırmayan iki kedi. Bir tanesi tekir. Diğeri ise sarı. Adam seviyor onları belli. Arada bir önlerine sıska birer balık atıyor. Kediler neredeyse havada yakalıyorlar balıkları. Adam gülümsüyor. O adamın o kedilere gülümseyişinden gözlerimi alamıyorum. Hiçbir insana böyle yürekten gülümsemediğini düşünüyorum. Çünkü hemen hemen hepimiz ancak bebeklere ve hayvanlara, içinde şüpheden kırıntı olmayan, böylesi katıksız bir gülümseme ile bakıyoruz.

Adamın önünde, üzeri yağ damlaları ile lekelenmiş bir gazete duruyor. Adam bir yandan gazeteyi okuyor bir yandan da önündeki sebzeleri ayıklıyor. Genç bir çocuk geliyor. Çocuğa yarım ekmek arası balık veriyor ve gazeteyi okumaya devam ediyor. Ne okuduğunu merak ediyorum. Ama bu mesafeden bir türlü göremiyorum.

Annem kolumdan çekiyor. Balıkların ayıklanması bitmiş. "Gidelim" diyor. "Hem sen nereye bakıyorsun böyle dikkatle?" Çenemle işaret ediyorum. "Ne okuduğunu merak ettim de?" Annem gülüyor. İnsanların elindeki kitapların kapaklarını görmek için binbir çaba sarfedişime, gazetelerine omuzları üzerinden bakıp hangi köşe yazarını ya da hangi haberi okuduklarını öğrenmeye çalışmama çok şahit oldu. "Bunu da öğrenmeyiver." diyor. "Eh öğrenmeyelim bakalım" diyorum.

Balıkçılar sokağının kokusu gitgide geride kalıyor. Hatırlayamadığım o çocukluk hatırası da öyle. Ama o koku ile birlikte gelen anlık mutluluk hala belleğimde. Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda bu sokaktan geçmeye karar veriyorum. Sırf bu duyguyu yeniden hissetmek için. "O hatırayı anımsayamıyor olmam daha iyi aslında" diyorum kendime. "Eğer hatırlasam, eğer ayrıntılarını bilsem belki de böyle yoğun hissetmeyeceğim bu duyguyu."

En güzel mutluluklar adlandırılmamış, başka birşeylerle ilişkilendirilmemiş olanlar değil mi zaten?

Resim: Charles Napier Hemy

7 yorum:

  1. Kalemine sağlık, okurken deniz kokusu ile nasıl da kendimi güvende hissettiğimi anımsadım. Şu an denizi olmayan bir şehri ziyaret etmekteyim, mutluluk kapılarını ise parka kurulan suni gölde yahut yağan yağmurdan sonraki birikintilerde yansımamın fotoğrafını çekmeye çalışarak aralıyorum. Ne de güzel getiriverdin burnuma o kokuyu, çok yaşa e mi?

    YanıtlaSil
  2. Kesinlkle haklısın canım, bana balık pazarının kokusu İstanbul'u hatırlatır, Kadıköy'deki balıkçılar çarşısını sonra Eminönü'nü, Köprü altı'nı ve Adalar'ı. Nereden nereye?
    En iyisi ben bununla ilgili bir blog yazayım; neler getirdin aklıma şimdi.

    YanıtlaSil
  3. İstediğin yaşam bu gezegende yok. Yanlış zamanda yanlış yerde olan birileri klübüne hoşgeldin ;)

    YanıtlaSil
  4. yazıyı okuyunca ben bile sevdim o balık kokusunu ki hiç sevmem... birde herşeyi yap ama başkasının gazetesini yan gözle okuma, acayip rahatsızlık veriyor.. ben böyle zamanlarda gazetenin sayfasını bile değiştiremem, saygısızlık yapmamak adına ama bu da içimi sıkar...

    YanıtlaSil
  5. SIRADAN BİR SAZAN: Çok teşekkür ederim. Kokular ne garip değil mi? Hafızanın anahtarı gibiler. İnsanı birden başka bir yere taşıma gücüne sahipler.

    ÖZLEM: Merakla bekliyorum yazacaklarını.

    SYRAKUSA: Hoşbulduk. En azından tek değilim kulüpte :)

    GEREKSİZ ADAM: Hayır okumuyorum sadece ne okuduklarına bakıp çekiliyorum. :)

    YanıtlaSil
  6. balıkçı kedilere zaten çöpe atacağı bayat balıkları vermiştir
    ve gazetede ise sadece magazin sayfasındaki çıplak mankenlere bakıyor desem fesatlık mı etmiş olurum.. :)

    YanıtlaSil
  7. Eh biraz fesatlık etmiş oluyorsun tabi :)

    YanıtlaSil