18 Şubat 2010

KÜÇÜK EVLER VE KÜÇÜK KALPLER...

H. bir süre dalgınlaşır ve birden konuşmaya başlar. Severim anlatma biçimini. Çünkü, henüz ortada olmayan bir konunun ortasından girer ve onu anlamak için dikkat kesilmek zorunda kalırsın ki, bu açıdan bakınca benim gibi dikkat dağınıklığı olan biri için H. bulunmaz bir anlatıcıdır.

Ben gazetelere bakarken o karşımda uzun uzun buz gibi olmuş çayına bakarak oturdu bugün. Sonra birden: "Hepimiz televizyonun içinde yaşıyoruz, farkında mısın?" dedi. "Ben değil." dedim "ben televizyon izlemem." Başını salladı: "Biliyorum biliyorum" dedi "sözünü ettiğim sen değilsin, genel birşey söylüyorum ben." Gazeteyi katlayıp kenara koyarken: "Anlat bakalım, derdin nedir?" dedim.

Dün akşam eşi her zaman yaptığı gibi televizyon izliyormuş. Tüm akşam hiç sesini çıkarmadan, tek sözcük etmeden çay ve sigara içerek yaptığı şey buymuş zaten. Küçük kızı babasının yanına gitmiş. Kitabında ya da defterinde birşeyi göstermek için. Ama baba o sırada en sevdiği diziye odaklandığı için çocuğu sert bir biçimde paylamış ve yanından uzaklaştırmış. Çocuğun yüzü düşmüş, H. çok sinirlenmiş. Çocuğu alıp diğer odaya götürmüş, ödevlerine yardım etmiş, onunla sohbet edip oyun oynamış. Sonra mutfağa gitmişler çocuk H.'ye "anneciğim televizyon mı önemli ben mi önemliyim?" diye sormuş. Çocuğun sorusu H.'nin içini daha da burkmuş. H. çocuğu kendisinin herşeyden önemli olduğuna ikna etmeye çalışmış çalışmasına ya onun üzüntüsünü yenmeyi bir türlü başaramamış.

"İşte" dedi H. "hepimiz televizyonun kölesiyiz. Bak çocukları bile geri plana atıyoruz." "Peki" dedim "sen bunu eşine anlatmadın mı? Yani çocuğun söylediklerini, buna ne kadar üzüldüğünü..." Anlatmış elbette ama adam gün boyu çok yoğun, stres altında çalıştığını, kendisini bir tek televizyon izlemenin sakinleştirdiğini ve bundan başka birşeyinin olmadığını söylemiş. İnsanları bu noktada anlamak mümkün. Kendi hayatlarımızın stresinden öyle yorgun düşüyor ve gün boyu aklımızdan geçenlerden öyle çok yoruluyoruz ki başka bir dünyaya dalıp başka hayatlarla özdeşleşmek istiyoruz. Bunun anlaşılabilir bir tarafı var. Bu yüzden de kimimiz kitap okuyoruz, kimimiz film izliyoruz, kimimiz de televiyon dizilerini kaçırmadan takip ediyoruz.

H. de bu konuda hemfikir. "Ama" diyor "o çocuk bizim ikimizin çocuğu. Ve daha çok küçük. Bize ihtiyacı var." Çok haklı. "Eşim" diyor H. "çocuk sahibi olmanın kendinden ve ihtiyaçlarından fedakarlık etmek olduğunu aklından çıkarıyor." Bu doğru. Çünkü söz konusu olan küçük bir insan. Ve senin parçan olan bir insan. Doğmasına karar verdiğin, iyi bir hayatı olsun diye uğraşacağına dair görünmez bir sözleşme imzaladığın bir varlık. H. eşinin stresinden kurtulması için çabalamasını olağan görüyor ama tüm vaktini de bu çaba için harcıyor olmasını kabullenemiyor. Haksız olduğu söylenebilir mi? Belki akşamının yarım saatini küçük kızına ayırsa problem kalmayacak ortada.

H. televizyon hakkında başka şeyler de söylüyor. Bazı akşamlar bazı diziler var olduğu için evlerine misafir kabul etmeyen insanlardan, telefonlarına bakmayanlardan ve tüm akşamını dizilerin günlerine saatlerine göre programlayanlardan söz ediyoruz. H. bir arkadaşının bir konu konuşulurken sürekli dizi karakterlerinden örnekler verdiğini bunun da kendisini çok sıktığını söylüyor. Çünkü H. de tüm akşamını televizyon başında geçirenlerden değil. O akşamları insanlarla bir arada olmak, sohbet etmek, misafir ağırlamak ve misafir olmak, kızı ile zaman geçirmek ve televizyon olmadan ailesi ile günün olaylarını konuşmak istiyor. İkimiz de tek kanallı televizyon döneminin çocuğu olduğumuz için o günlerden söz edip duruyoruz. Ve galiba ikimiz de o günleri özlüyoruz.

12 yorum:

  1. Valla ben de özlüyorum o tek kanallı TV günlerini. Fotoğrafı görünce de içim bir tuhaf oldu zaten. Ah Laura Ingals ve şapkası. Hiç olmazsa o zamanlar bu aptal kadın programları, insanı salak yerine koyan showlar, zeka özürlüler için düzenlenmiş yarışmalar yoktu.
    Yazının girişindeki paragrafta da bir an kocamı anlatıyorsun sandım:))Tam onun konuşma biçimi:)))
    Sevgiler yolluyorum...

    YanıtlaSil
  2. KABAKMELTEMİ: biliyordum :)

    LEYLAK DALI: İnsanlar tek kanallı zamanı eleştriyorlar ya aslında oturup düşününce şimdi televizyonlarda yayınlanan saçma sapan bir dolu programın insanlara nasıl da zarar verdiğini hiç hesap etmiyorlar. evet seçenek olmalı ama böyle mi olmalı.

    YanıtlaSil
  3. Türk televizyonunun seyirciye hiç saygısı yok, izlememek lazım. Saygısız, izlemeye değmeyecek programlar yapan, o programları canının istediği yerde kesen, alttan üstten alakasız yazı geçiren, bir sürü bir biri ile dalaşan insan görüntüleri gösteren, insanları yaşadıkları ülkenin gerçeklerinden uzaklaştıran, gerçeği aslında sevmeyen türk televizyonları. Rezillikten başka bir şey değil. Baakmamak en akıllıca seçim.

    YanıtlaSil
  4. Beni duygulandırdığınız ve geçmişe gönderdiğiniz için çok teşekkürler. Küçük Ev, oynarken ben ilkokuldayım ve sokakta oynadığım oyunu yarım bırakır, izler tekrar oyuna giderdim. Ama sadece ben değil benimle birlikte, babamnem, annem de izlerdi. Tekrar teşekkür ederim ...

    YanıtlaSil
  5. Kedim, simdi bir sürü kanal var ama icinden kaliteli programlari toplasan bir kanal bile etmezler.. Kücük Ev dizisinden cok seyler ögrendim ben, simdi nerdeeee böyle diziler. Her sey yozlasmis, bozulmus durumda. Benim anlamadigim, bir program ne kadar yozsa, kalitesizse o kadar cok izleyicisi, hayrani var.. Insanlarin ahlak degerleri, kalite anlayislari düsmüs mü, bana mi öyle geliyor anlamadim gitti..

    Öpüldün Kedicim:)

    YanıtlaSil
  6. Ancak tüm bu diziler biz izlediğimiz için var. Derler ki "Kapitalizm içimizde, onu uzakta aramadan önce kendi içimize dönmeliyiz", televizyon da bbunun gibi, o sadece küçük kara bir kutu, geri kalan herşey, onun içine koyduklarımız aslında kendi içimizde yer alan şeyler. Herşeyi tüketmeye başlarken bir tüketim canavarı olduğumuzu farketmiyoruz çoğunlukla, kendimizi aklayabiliyoruz "Benim mikro dalga fırına ihtiyacım vardı, keyiften almıyorum, har vurup harman savurmuyoorum ki başkaları gibi". Bu meşrulaştırmayı onaylamamızla, biz bize sunulan tüm bu dizi, show bilmem ne safsatalarını zaten kabullenmiş oluyoruz. Bence tvden eski çok kanallı günlerden dem vurmak yerine, sorunun en başına,yaşamak için gerekli olan minimum ihtiyaçlarımızın dışına çıkmaya başladığımız noktaya eğilmeliyiz. Aslında herşeyin başında,küçücük bir oje, bir parfum, bir hamburger parçası, ya da ne bileyim bir kanepe gibi basit şeylerden sonra, sürekli daha iyi modeli ile değişirilen bir araba, daha lüks bir ev, bir yazlık, bir kışlık, bir yat ve daha fazlası geliyor. Tüm bunlar olurken de bu döngüde başımızı bir kez kaldırmamamız için beynimiz de tüm o programlarla uyuşturuluyor. Yani tv sadece bir aracı. Biz insanlar ise bu sorunların asıl kaynağıyız.

    Yazın, emeğin için çok sağol kedi.

    YanıtlaSil
  7. Konuşulması gerekiyor bu olayların hem de her yerde her defasında.Özellikle neye sinir oluyorum biliyor musun?Evime misafir geldiğinde her defasında televizyonu kapatır ve sohbet etmeye çalışırım.Bir cd takar onu dinleriz usulca.Sonra misafir şaşırır kendini rahatsız hisseder çünkü konuşacak bir şeyi yoktur.Kendisini kurtaran televizyona alışmış ya sohbet edemez.En sonunda da alır sehpanın üzerindeki televizyon kumandasını ve açar o dört köşe makinayı.
    Ne ayıp,ne gıcık bir şey.Ama misafir hiç rahatsız olmaz bundan ve misafir diye ona bir şey de denmez.
    Şükür böyle insanları yavaştan yavaştan eliyorum hayatımdan...

    YanıtlaSil
  8. Ben de özlüyorum hem de çok büyük bir özlemle.
    Yazı fotoğrafında Küçük Ev'i görünce bile yüüzümde hoş bir tebessüm oluştuğunu fark ettim.
    O zamanlar ki küçük Özlem, Laura İngals'ı çok severdi,fotoğrafa bakınca fark ettim ki, şimdi de kırk yaşındaki koca kadın hâlâ Laura'yı sevmeye devam ediyor:))

    YanıtlaSil
  9. VLADİMİR: İşte tüm bu saydığın nedenler yüzünden hiç tahammülüm yok televizyona. Çocukken bu kadar sevdiğim birşeyden şimdi vazgeçtim gönüllü olarak. Ama şu var; çocukken sevdiğim ile bu şimdiki aynı şey değil. Bazen televizyonların bizimle kafa bulduğunu düşünüyorum.

    DALGASESLERİ: O zamanlar hepimiz izliyorduk galiba bu güzel dizileri. Belki de şu anki insanlar olmamızda bazı küçük etkileri bile olmuştur. Televizyon insanlar üzerinde akıl almaz bir etkiye sahip. Biz iyi şeyler aldık fakat şimdiki televizyon programları insanlara ne veriyor acaba?
    Ben teşekkür ederim :)

    BELGİN: Aslını istersen televizyonların bu abuk sabuk şeyleri gösterip ama halk böyle istiyor lafına sığınmalarını yalnızca bir bahane olarak görüyorum ben. Hayır efendim halk böyle istemiyor. Halk eskiden izledikleri şeyleri hala özlüyorsa nasıl bunları isteyebilir. Bu bir politika. İnsanları yoz, aptal bir kitleye dönüştürme politikası.

    ADSIZ: Belki de televizyon yapımcıları ya da başkaları bizim içimizdeki şeyleri tespit edip bu noktadan yola çıkıyorlar. Bir kıvılcımdan kocaman bir ateş yaratıyorlar. Mesela hiç dikkat ettiniz mi dizilerde filmlerde evler odalar mutfaklar her zaman şahanedir. Herşey pırıl pırıl renkli ve yenidir. Reklama gerek var mı? Bunu gören insanlar zaten koşacaklar evlerini yenilemeye. Herkesin içinde yeni güzel ve daha iyi bir hayat özlemi vardır. Zaten kapitalizm de burdan yola çıkmaz mı? Bütün bunlar içimizde ve sorun biziz belki ama kaç kişi bunu bir sorun olarak görüp üzerine kafa yoruyordur? Ben sayının çok fazla olduğunu sanmıyorum. Keşke sandığımızdan fazla olsaysı. Belki o zaman bu insanlar kendilerine sunulan bu saçmalığı izlemeyerek yok edebilirlerdi.

    BUĞDAY TANESİ: İnsanlar tüm akşamlarını dizilerle geçirdikleri için artık televizyon hayatlarının bir parçası haline geldi. Çok doğal olarak da sohbet konusu herkesin ortak konusu olan bu şey üzerine oluyor. Akşamlarını insanlar yerine tv'ye ayıran bir toplumun ilişkilerinin zarar görmesi kaçınılmaz değil midir?

    ÖZLEM: Laura'nın o çilli yüzü gülüşü kazınmış belleklerimize değil mi? Bunca yıl sonra bile hala özleniyor seviliyorsa çok önemli birşey olmalı onda. Peki şimdi şu an var olan bir dizi karakteri 15 ya da 20 yıl sonra anımsanır mı sence?

    YanıtlaSil
  10. Başkasının yapmamasından dem vurmanın yararı var mı ki? Acaba kendimiz ne kadar yapıyoruz bunu?

    YanıtlaSil
  11. Ben kendi adıma yapıyorum. Çünkü televizyonun insanı nasıl kendi içine çektiğini biliyorum. Televiyon gördüğümde ekrana yapışırım gözümü alamam ben mesela. O yüzden de karşısında durmamaya çalışırım :) Başkaları ne kadar yapıyor bilmiyorum. Ama bence bu konudan söz etmeli çünkü belki küçük de olsa bir farkındalık yaratabiliriz.

    YanıtlaSil