12 Şubat 2010

SESLER

Bazen kapınızın önünden geçen birinin öylesine söylediği bir cümle, çayınızı doldururken televizyondan kulağınıza takılan bir söz ya da can sıkıntısından veya meraktan karıştırdığınız kitabın içindeki bir paragraf içinizde bir yerde belli belirsiz filizlenmiş bir düşünceyi birden sanki sihirli bir el değmişcesine büyütebilir. Ece'nin kitabındaki o cümlenin bana yaptığı gibi...

"İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde, 'korkma' desin diye..."* Böyle diyordu sekizinci sayfadaki cümlelerden biri... Okumayı sürdürmeden öylece oturdum. Fincanın dibindeki son damlayı ardından sigaramın son nefesini içtim. Dinledim ama son zamanlarda kendi içime ne doğurmuşum bilemedim. Tek söz, tek ses yoktu. Belki de uykuya dalmıştı. Ya da ölüp gitmişti içimin kuytusunda ve ben sırf bana birşeyler desin diye ne olduğunu kestiremediğim başka bir ses doğurmaya hazırlanıyordum. Ama şimdi, tam bu anda, o sesin nasıl bir ses olduğunu hiç ama hiç kestiremiyordum. Su gibi duru bir ses de olabilirdi, cehennemin ta dibinden gelecek bir ses de... İnsanın kendisini bilmesi mümkün müydü ki?

Evet elbette herkesin içinde vardı o seslerden. Hepimiz belki de farkında bile olmadan duygularımızdan ya da dışardan gelen etkenlerden gebe kalıyorduk o seslere. Ama şurası açıktı ki; o sesler sadece 'korkma' demiyordu. Kimi "yapamazsın" diyordu kimi "endişelenme" kimi ise daha yürekli cümleler kuruyordu kimi ise insanı dehşete salan. Bazılarını ise içimizin şeytanı seslendiriyordu ki; dünyada bunca kötülük başka türlü açıklanamazdı. İşin tuhafı kendi doğurduğumuz bu sesler 'iyi' ise sorun yoktu ama'kötü' ise bütün bunlar için kaderi, tanrıyı, değişen düzeni, bozulan çağı, çocukluğumuzda başımıza geleni suçlayıp duruyorduk. Tuhaftık kısacası. Tuhaf olduğumuz için de adımız insandı.

Dakikalarca dinlediğim halde duyamadım içimdeki o sesi. Ve sonunda kendi içime doğurduğumun sadece sessizlik olduğuna karar verdim. Öyle olmalıydı çünkü bazen, hani o çok yorgun ve bıkkın olduğu zamanlarda, insan olsa olsa sessizlik doğurabilirdi. Yeniden ona "korkma" diyebilecek sesler doğurabilsin diye ancak sessizlik doğurulurdu. Başka birşey değil...

Resim: Maroe Susti
* Muz Sesleri- Ece Temelkuran-syf:8

14 yorum:

  1. sevgili kedi,

    sadece ses vereyim dedim...

    YanıtlaSil
  2. Su aralar keske benim de icimdeki ses(ler) biraz sussa.

    YanıtlaSil
  3. Bak buna ses kaydı yaptım ve sürekli tekrar et tuşunu aktif hale getirdim.

    "Yanındayım............"

    YanıtlaSil
  4. Şu kadının hiçbir kitabını da okuyamadım daha ya. Ama sizler böyle yazdıkça merak etmemek elde değil :) Ben de keşke içimdeki azıcık sussa da ben de kafamı dinlesem birazcık diyeceğim :))
    sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. aynı cümlenin altını çizip, üzerine karalamıştım birşey ben de... gülümsedim, gittim :)

    YanıtlaSil
  6. içimdeki sesler "bla bla"larım genelde hep yapamazsın,başarısızsın,mutsuzsun der bana .o yüzden bugünlerde kapattım kulaklarımı onlara.bol bol okuyup ya da müzik dinleyip seslerini duymamaya çalışıyorum.

    YanıtlaSil
  7. Fulyacım,
    Belki de o sese ihtiyacın olmayacak kadar güçlüsün bu aralar. Benim o iç sesimi en duymadığım, aklıma gelip de bulamadığım, sessizliğimle bile barışık olduğum anlarıma benzettim, senin doğurduğun sessizliği.
    Sessizlik de doğarken, insan gibi cıyaklar mı acaba?

    YanıtlaSil
  8. içimdeki sesi duysam kulak vereceğim...

    YanıtlaSil
  9. Ben de bazen içimdeki sesleri susturamıyorum.
    "Değiştir hayatını", " Radikal kararlar al", " Hadi, kim tutar seni ", " Boşver kızım otur oturduğun yerde"... ilk aklıma gelenler.
    İşte o zaman sessizlik istiyorum.
    Çok güzel bir yazıydı her zamanki gibi.
    Sevgiler kediciğime:)

    YanıtlaSil
  10. AGLEA: Bazen her ne kadar sessizlik olsa da sesimiz, o sessizliğin ortasından beklenmedik seslerdir asıl beklentimiz...

    SÜNTER: Bazen ne çok konuşuyor içimizdeki biz susarken değil mi?

    KARA KALEM: Seslerin en yüreklendiricisi bu...

    ÇINAR: Fena bir kitaba benzemiyor. Ben severim Ece'nin yazılarını. Bakalım romanı nasıl?

    EVREN: Bazen aynı yere bakıyoruz. Çünkü içimizde aynı şey filizleniyor...

    KARA KİTAP: Ben o sesleri değiştirebilme gücümüz olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar bizden bağımsız gibiyse de o ses yine de bir parçamız. Ve belki zor ama onun üzerinde kontrole sahibiz. Ne dersin?

    MÜGE: Aslında bu sessizlik daha çok yorgunluktan gibi geliyor bana Müge'ciğim. Hani yeniden güç toplamak için susuyor gibiyiz böyle zamanlarda...

    PAPAZ HER ZAMAN PİLAV YEMEZ: Belki de o sesi duyamayacağın kadar çok gürültü vardır etrafında. Olabilir mi?

    ÖZLEM: Ah be canım o sesler hep var. Değişmek değiştirmek için kendi paralayan çığlıklar atan birinin sesi kimin içinde eksiktir ki?

    YanıtlaSil
  11. bu yazı soyut bir kavramı çok iyi tarif etti.tebrikler.

    armonik olmayan seslere kulak kapatmayı öğrendim. iyiki de öğrendim.

    YanıtlaSil
  12. Öğreniyoruz öğrenmesine de çok zaman alıyor değil mi?

    YanıtlaSil
  13. kendi kendine "tuhaf..." dedirten, içten içe "korkma" diyen an gelip dehşete salan tüm o sesler içte ve dışta gün boyu beni dürtüp durdu, günler önce yazılmış bu yazıyı şu anın sessizliğinin tadını çıkararak okudum, uzun uzadıya içimin sessizliğini dinlemek istiyorum ama şu yorumu daha tamamlamadan yan odadan sesler hücuma başladı bile, bir yığın gürültüden ibaret şimdilik, evet, insan tuhaf...

    YanıtlaSil
  14. Bazen içindeki ses bangır bangırken ve neredeyse seni çıldırtacakken dışardaki sesler olduğundan daha da fazlaymış gibi gelir mi sana? Çok yaşarım ben bunu. O yüzden de sessizliğe bunca düşkünlüğüm.

    YanıtlaSil