15 Ağustos 2013

bir kedinin diğer kedilerle imtihanı...

Gece saat 01.30. Aniden uyanıyorum. Bu, benim gibi uykusu lime lime olmuş bir çarşafa benzeyen biri için oldukça doğal. Yatakta oturup beni uyandıranın ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kapının hemen önünde bir karaltı duruyor. Oraya kazara düşmüş bir giysi sanıyorum önce. Sonra hafiften bir kıpırdanma oluyor benim giysi sandığım o yığında. Rüzgar yok. Bir tişörtün kolu uçuşamaz. Sonra bunun bir kuyruk olduğunu fark ediyorum. Ardından basıyorum çığlığı. Eve asla adımını atmayan Otello bu. Kapkara tüyleri ile alev alev yeşil gözleri ve burnu havada yürüyüşü ile bu gece eve girmeye karar vermiş. Ben bağırınca Otello en ufak bir korku belirtisi göstermeden ağır ağır salona yürüyor ve ben kendime gelene kadar çoktan pencereden bahçeye atlıyor.

Kedilerin sağı solu belli olmaz. Asla evcil olamayacak denli özgür yaradılışta olan Otello'nun ya bu gece çok sıkıldı canı ya da insanlar aleminin nasıl uyuduğunu, evlerinin içinde neler olduğunu merak etti. Bilirsiniz hayvanlar aleminin en meraklısı olarak bilinir kediler. O da merak etmiş olmalı bizim nasıl, ne şekilde yaşadığımızı. Benim odamın önünde duruşunu da pekala her akşam yaptığım yürüyüşlerde beni takip etmesiyle, bahçe duvarının üzerinde tembelce uzanıp alay eder gibi beni süzmesiyle ilişkilendirebiliriz. Ona ara sıra takılıp "naber Otello" demem de onu aramızda bir dostluk olduğuna inandırmış olabilir. Bu nedenle beni korkutacağını tahmin etmeden gece sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmiş olmalı. 

Otello pencereden atladıktan sonra "çok mu bağırdım" acaba diye bir endişe kaplıyor içimi. Onu korkutmuş olabilirim. Ama öyle ağır adımlarla çıktı ki sanmıyorum korktuğunu. Olsa olsa darılmış olmalı. Ya da belki şöyle düşünmüştür, "korkak aptal, sürprizimi mahvettin. Ah insanoğlu korkunca kendin olmaktan nasıl da uzaksın. Her gün bize sevgi sözcükleri söyleyen şu aptal kadın şimdi onu uyandırıp korkuttuğum için bastı çığlığı." Otello kızmışsa bana, haklı. Kim misafir olduğu bir evde böyle karşılanmak ister ki? Ona ziyaret saatleri konusunda uzun bir söylev çekmeye karar veriyorum. Dinler ya da dinlemez. Ama bunu yapmam gerek. Gerçi Otello tüm kediler gibi kafasına göre takılan bir tür olduğu için muhtemelen çenemi boşuna yormuş olacağım ama olsun.

Yatağın ortasında oturup düşünüyorum. Sahiden korktuğumuz zaman nasıl da başka birine dönüşüyoruz. En sevdiğimiz insanlara, hayvanlara nasıl da başka biriymişiz gibi yaklaşıyoruz. Korkudan arınmanın bir yolu olmalı ama ne? Canımız pek mi tatlı? Tüm bu korku o canı savunmak için mi? Ve hayat o canı korumak için korka korka yaşamak demek mi? Bütün bu korkularla yaşamaya yaşamak denebilir mi?

Ah Otello. Yeşil gözlü mağrur kral. Senin gibi korkunca tırnaklarımı çıkarıyorum ben de. Sana bağırmam bu yüzdendi. Umarım affedersin...

Foto: şuradan

6 yorum:

  1. Bence korkmanızın normal olduğunu anlamak zorunda. :)

    YanıtlaSil
  2. ah sevgili Ay Kedisi, farkında değilsin ki asıl misafir olan sensin. Şimdi bütün aksiyonu bu bakış açısıyla bi daha düşün:)
    Bir de onların tırnaklarını çıkarmaları doğal. Onlar kedi biz ise senin tam da dediğin gibi kendimizi kedi sanıyoruz. Yine keyifle okudum. Çok güzel kısacık bir hikaye.

    YanıtlaSil
  3. O gece gece sizin korkmakta haklı olduğunuzu
    bilir bence. :)

    YanıtlaSil
  4. UYUŞUK HAYALPEREST: İnan bana hiç kafa yormuyor bunları anlamak için :)

    GUGUKKUŞU: Çok teşekkür ederim :)

    KEDİLİ TEYZE: bilir di mi? bence de...

    YanıtlaSil
  5. bug filmini izlerken yorganından yukarı elime çıkmış hamam böceği kadar olamaz. Kendimi tüplü televizyonda 5boyutlu gerçekçi sinema deneyi yaşıyor hissettim. Tabii hitchcock vari. sapık görmüş kadın çığlığı atmadım. Ne de olsa kafkadan az aşina değiliz bir hamam böceğinin düştüğü duruma.. ;)))

    YanıtlaSil
  6. 2046: Sen ciddi misin? Hamamböceği mi? Bööööğttt en nefret ettiğim şeylerdendir. Bir kez bacağıma tırmanmıştı yemin ederim derimi söküp atmak istemiştim. O derece iğreniyorum.

    YanıtlaSil