08 Mayıs 2012

aramızdaki o ince çizgi...

Şöyle birşey olsaydı, bir gece susamış olarak uyanıp mutfağa gitseydiniz, annenizi mutfağın tam ortasında, elinde ekmek bıçağı ile durmuş, kendini kalçasından yaralarken bulsaydınız, pijamasındaki kana, yere damlamış kana, alelacele yarasına bastırdığı kurulama bezine çıkmış kana bakakalsaydınız, ne yapardınız?

Sanırım ben panikle çığlığı basar sonra da ona doğru koşardım. Aklımdan ise delirdiği geçerdi. Ama kahramanımız Xavier (ki kendisi henüz16 yaşında) gayet sakin bir biçimde karşısında durup annesine bakıyor. Sanıyorum anlamaya çalışıyor. Annesi ise sanki bulaşık yıkarken ya da yerleri temizlerken oğlu tarafından görülmüş gibi bir sükunet içinde. Dehşet verici bir sahnede insanın içindeki deliliğin farkında olan ana oğul karşılıklı öylece duruyorlar. "Sakin kalmak soğukkanlılık iyi birşey" diye geçiyor içimden. Peki bu kontrol edilebilir mi? Sevdiğin birinin hayatı tehlikeye girdiği anda herşeyi soğukkanlılıkla gözden geçirebilir misin? Mesela, "yara derin değil, çok kan akmıyor, onu rahatsız eden birşey olmalı ki kendine zarar vererek üstesinden gelmeye çalışıyor" biçiminde sistemli bir düşünme biçimi geliştirebilir mi insan? Yoksa duygular tüm bu soğukkanlılıktan baskın mıdır? Sevdiğin insanı koruma içgüdün, sana kendini sonradan aptal hissettirecek kadar, tuhaf hareketlerde bulunmana yol açmaz mı?

Ama Xavier tüm o kana rağmen soğukkanlılığını kaybetmiyor. Annesine ne yaptığını soruyor sakince. O da aklının kapısını daha fazla kapalı tutamıyor ve uzun zamandır sakladığı tüm kelimeleri başlıyor bir bir kusmaya. Mesela Xavier'i bebekken zehirlemeyi düşündüğünü anlatıyor. Anne olmanın ona göre olmadığını, bir bebek doğurarak başına bela almış olduğunu, ondan kurtulmanın yolunun onu öldürmek olduğunu, fare zehiri aldığını, bu zehiri süte karıştırdığını ama sonradan yapamadığını... 

Okurken kendimi Xavier'in yerine annemi de onun annesinin yerine koymayı deniyorum. Ben Xavier gibi anneme acıyarak bakamazdım diyorum. Bunu ne yaparsam yapayım anlayamayacağımı düşünüyorum. Annemin beni öldürmeye yeltenmesini fikrini asla ama asla kabul edemeyeceğimi, öldürmek istediği ben olmasam bile onun bir bebeği öldürmeyi aklından geçirmiş olmasını ise hiç ama hiç... Ama Xavier inanılmaz soğukkanlı bir çocuk. O annesine onu anladığını söylüyor. Muhtemelen Xavier mantıklı bir düşünce zinciri oluşturuyor aklında bense tamamen duygularımla hareket ediyorum. 

Belki de bizim toplumumuz bu yüzden böyle. Asla affedemiyoruz, asla kabul edemiyoruz, öfkeden deliye dönüyor hatta bu yüzden öldürebiliyoruz bile. İnsan doğasının içi çılgınlıklarla dolu bir çuval olduğunu kavrayamadığımızdan belki bütün bunlar. Oysa düşününce binlerce şeyden binbir biçimde etkilenip saçma sapan bir hale geliyoruz. Alıştığımız için kendimize, düşünme ve hissetme biçimimiz normal geliyor oysa dışardan bakınca her birimiz çok acaibiz. 

Doğru olan mantıklı düşünmek belki ama ben yine de bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Belki bu ülkede doğup büyüdüğüm ve biçimlendiğim için belki de yapısal olarak yapamam. Elinde ekmek bışağı olan annemin kanına baka baka "sorun ne acaba?" diye düşünemem ben. Tüm panik geçtikten sonra belki bunu neden yaptığı üzerine uzun uzun kafa yorarım ama o anda asla.

Bu biraz çetrefil bir konu. Ama Yahudi Mesih'i okumanızı şiddetle tavsiye diyorum. Belki Xavier'i ve annesini anlamak bakımından ya da içinde yaşadıkları toplumu anlamak bakımından küçük de olsa bir kaynak olabilir.

Fotoğraf: Highheels

6 yorum:

  1. Heyecanlı bir kitaba benziyor.Listeme ekledim.Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  2. Bayılıyorum senin önerdiğin kitaplara aldım listeye canım, merak da ettim...

    YanıtlaSil
  3. GÖK-TÜRK: Yazarın diğer kitabı Tirza'yı da tavsiye ederim. O da şahane bir kitaptır.

    HAYAT İZLERİM: İnan bana son zamanlarda keşfettiğim en iyi yazar Arnon Grunberg.

    YanıtlaSil
  4. güzel paylaşım . teşkrler

    YanıtlaSil