30 Ocak 2012

çay

Annem, teyzem eve gelen misafir boğazına kadar tıka basa dolu da olsa birşeyler yedirmeden, içirmeden asla yollamazlar. Hatta yememek ve içmemekte direnen misafire hakaret davası açmaya niyetlenecek kadar misafirperverdirler. Eh bana da bulaşmış ucundan kıyısından ya masamın önünde oturan A. Beye ısrar ediyorum birşeyler içmesi için. "Kımız var mı?" diyor benimle dalga geçerek. "Yok" diyorum. Çay olmaz mı?" "Beni çayla mı sınırlıyorsun yani?" diyor. "A rica ederim A. Bey" diyorum "çay var, kahve var, bitki çayları var, soğuk içecekler var hangisini gönlünüz arzu ederse." A. Bey muzip. Saydıklarımın hiçbirini beğenmiyor. "Kızılcık şurubu var mı peki?" diyor. "Aman kan kusmayın" diyorum. Gülüyor.

A. Bey benden kurtulmak için "çay olsun madem" diyor. Hemen çay söylüyorum. Bizim sevdalı çaycı biraz sonra salına salına geliyor. A. Bey bardağı ışığa tutup bakıyor. "Ama bu bardak kirli" diyor. Sahiden bardağın kenarında pembe bir dudak izi var. İğrenç. Utançtan ne yapacağımı bilemiyor bin özür birden diyorum. "Senin ne suçun var?" diyor. "Hemen değiştirtiyorum" diyorum. "Hayır boşver içmesem de olur" diyor ama onu dinlemiyorum. Telefon ediyor, bardağın kirli olduğunu hemen değiştirmeleri gerektiğini söylüyorum. Geliyor ve özür diliyorlar. Çok kızgınım. Aynı anda hem utanmak hem de kızmak gibi tuhaf bir duygu karmaşasının içinde debeleniyorum. A. Bey çaycı çocuğa "güzel arkadaşım" diyor "bildiğim kadarıyla ben ruj sürmedim. Ama bu bardaktaki pembe ruj izi var." Çocuk özür diliyor ve hemen değiştireceğini söylüyor. Bendeki utanmanın zerresi onda yok. Salına salına gidiyor yine. Dünya yansa umurunda olmayacakmış gibi bir hali var.

Bu bir değil iki değil. Defalarca söylememe rağmen bardaklar sürekli kirli. A. Bey normalde asla dışarıda çay içmediğini söylüyor. Hem bardaklardan iğreniyormuş hem de bu insanları umursamayan çaycılar yüzünden hastalanmaktan korkuyormuş. Haksız da sayılmaz. A. Bey gazeteci. Temiz çay bardağıyla geri gelen çocuğa "sizi haber yapacağım" diyor. "Belki aklınız başınıza gelir." Çocuk sırıtıp omuz silkiyor. O gittikten sonra "Aman A. Bey" diyorum "işlerinden olmasın garibanlar yapmayın, etmeyin. Ben konuşurum onlarla." diyorum. A. Bey ise "onlar kendilerini sizin kadar düşünmüyorlar kedi hanım." diyor "eğer düşünselerdi bizim, sizin sağlığınızı riske atmaz ve işlerine saygı duyarlardı. Çok mu zor bardakları temizce yıkamak?" diyor. Haksız mı? Çok haklı elbette.

"İnsan işini sevmeyebilir" diyor. "Ama işini hakkını vererek yapmalı." Çok haklı yine. "Bu ülkede sorun bu işte A. Bey" diyorum. "Kimse sevdiği işi yapmıyor artı iş savsaklamayı marifet sayıyor." "O zaman kimsenin kendine saygısı yok demek ki" diyor A. Bey. Ve ekliyor "sizin gibi yumuşak kalpliler yüzünden, 'kimse ekmeğinden olmasın biz katlanırız' diyen insanlar yüzünden bu tip adamlar savsakladıkları işlerde kalmaya devam ediyorlar." diyor. Haklı. "Fazla duygusalsın kedi hanım" diyor. "İşte bu ülkenin asıl sorunu bu."

Fotoğraf: Uludağ Sözlük

4 yorum:

  1. :)) duygusallık göremiyorum ben toplumun genelinde. sen görebiliyormusun.

    hadi bunu kişiselliştirdik diyelim, o zaman toplumun duygusallığı dediğimiz ve ince eleyip sık dokuyarak eleştirdiğimiz yanımız, yani kaba etimizin düşünebileceğini, sıkı dur atıyorum şimdi, düşünmek, o ruj izli bardağı lup diye fondiplemek gibi bir şey.

    benim bakış açımdan günümüz toplumun duygusallığı robot çipi gibi bir şey. üzerine su dök, anında kısa devre yapsın. :)))))) yada sök çıkar, mesai bitmiş demektir.

    YanıtlaSil
  2. Ben de göremiyorum da A. Bey ben de tüm toplumu özetleme gereksinimi duydu herhalde :)

    YanıtlaSil
  3. Ben 3 yıl kadar lokanta işlettim kendi yerimdi.Hakkını vererek çalışmaya kalkınca çalıştıracak adam bulamıyorsunuz.Bahsettiğiniz çaycı olayın farkında bile değil emin olun.İnsanlar o kadar cahil ve görgüsüz ki bundan kastım gösterseniz bile bildiğini okuyor.Kendinin farkında değil ki işinin farkına varıp hakkını versin.Siz istiyorsunuz O getiriyor.Dediğinizi yapmış... Bardak kirliymiş temizmiş...Önemli değil bir tane daha getirir...

    YanıtlaSil
  4. Yaklaşık bir senedir işimi sevmiyorum. İşin kötü yanı kendi işim olması, yani maaşlı falan bir yerde çalışıyor değilim ki istifayı basıp gidebileyim. Sevmiyorum,sevmeden yapıyorum, ama en fazla kendimi dışa kapatıyorum, az muhabbet ediyorum müşterilerimle. Kimseye köpek öldüren tabir edilen şarap satmaya falan kalkışmıyorum, ya da kimseye sahte rakı satmaya. O iş yine yapılması gereken şekilde yapılıyor tarafımdan, ilişki dozu asgariye indirgenip.

    Ama sevmiyorummmmmmmm..

    Yoksa artık insan mı sevmiyorum diye de düşünüyorum hep.

    YanıtlaSil