02 Temmuz 2010

Cuma mektupları

Sevgili dostum,
Bulutlu bir sabaha uyandım ben bugün. Ama yine de inatla neşeli uyandım. Gökyüzünün mavisine bağlamadan umudumu, neşemi güneşin şımarık, oynak ışıklarına asmadan, inatla neşeli... Biliyor musun hep işaretler arıyor insanoğlu. Günün güzel geçeceğine dair, birinin seni gerçekten sevip sevmediğine dair, herşeyin iyi olacağına dair... Ve inan bana, bizim bu aptallığımız falcılardan başkasının işine yaramıyor. Umut kendi başına içimizde var olamazmış gibi bir dayanak arıyoruz umudumuza, ondan hep bu saçmalamalarımız. "İyi olacakmışım falcı söyledi", "aşk gerçekmiş fincanda çıktı", "korkmamalıymışım bu rüyadan çünkü aslında tam tersiymiş yorumu."

Şu halimize bir bak. Ne kadar da korkuyor nasıl da koşuyoruz en ufak bir umudun peşinden. Günler böyle birbirinin aynı giderken ve biz "ah bir mucize olsun" diye beklerken, yok yok öyle büyük mucizeler değil küçük mutluluklar sözünü ettiğim, işte biz onları beklerken incecik de olsa bir dala tutunuyor olmamız kınanabilir mi? Olsa olsa bu halimize ancak içten bir şefkatle yaklaşılır, bir yardım edebiliyor olma arzusuyla ya da...

Bazen böyle düşündüğüm vakit, kollarımı kocaman açıp, insanlığı kucaklamak istiyorum. İstisnasız hepsini... Her ne yaptılarsa ya da yapıyorlarsa hiç onları aklıma getirmeden, kalpten bir şefkatle kucaklamak. İyi bir hayatları olsun isteyen ama her ne yaşamışlarsa yolları değişen bu insanlara, kalplerinin bir köşesinde mutlaka ama mutlaka az ya da çok iyilik taşıyıp farkında olmaktan korkanları, eğer farkına varırlarsa sahip oldukları ayakta durma gücünü yitireceğini sananları, çocuklukları acıya kesmiş adamları ve kadınları, bütün bu acılar içinde büyüyüp de katılaşanları, katı olmaktan bir zaman pişman olup ama bir türlü yumuşayamayanları, sevgilerini gösteremeyenleri, kimsenin kendisini sevmediğine bir din gibi inananları, hayatın anlamını arayanları, anlamdan çoktan vazgeçenleri, bir damla umut için varını yoğunu feda edebilecekleri, bütün bu yolunu yitirmiş, kendini yitirmiş, umudunu yitirmiş insanları...

İnan bana sevgili dostum, kim olurlarsa olsun kimse saf iyilik ya da saf kötülükten oluşmuyor. Hepimiz içimizde belki de bu ikisinin eşitliğini taşıyarak doğuyoruz. Ama sonra her ne oluyorsa hangisini ağırlıkla taşıyacağımıza karar veriyor öyle devam ediyoruz. Ya da hayat bizi birine doğru itiyor. Şimdi söyle bana böyle düşündüğümde ya da böyle hissediyorken insanlığın bütününü diyelim, nasıl nefret duyabilirim onlara?

Peki ya sen?

Resim: Quint Buchholz

7 yorum:

  1. Cuma mektupları ve bugün senden almış oldum hafta sonu mesajımı.Kucaklıyorum ben de güneş gibi ayırtgözetmeden tüm evrendeki yaratılmışları.Teşekkürler ve sevgilerimle sana da iyi haftasonları.

    YanıtlaSil
  2. Kediciğim,
    Bende kollarımı kocaman açıp, yüreğimden huzur dolu akıttığım ılık meltemleri estiriyorum herkese! ferahlık, serinlik ve dinginlik olsun rüzgarlarım...
    Güzel bir haftasonu dilerim,
    Sevgi ve esenliklerimle...

    YanıtlaSil
  3. son paragrafı okuyunca, "haklısın aslında" dedi içimdeki şey.
    sanırım nefret etmemiz gerektiğini düşünerek nefret ediyoruz edebiliyoruz, zihnin oyunu bu galiba. hastalıklı zihnin kurmacası ama işini iyi yapıyor doğrusu:D

    YanıtlaSil
  4. geri zekalılık ve aptallığın en büyük belirtisi olan saçma anlamsız romantizm tadında yaşayan insanlar var.

    YanıtlaSil
  5. SUFİ, ESMİR, GUGUK KUŞU: Teşekkür ederim.

    ADSIZ: Bu da ne demek şimdi?

    YanıtlaSil
  6. Bu mektupları sanki bana yazıyormuşsun gibi hissediyorum bazen, öyle iyi geliyor ki.

    YanıtlaSil
  7. Sevdiğine seviniyorum ÖZlemciğim

    YanıtlaSil