05 Temmuz 2010

pazartesi, pazartesi

Ne yazacağımı bilmeden yazıyorum. İyidir bazen böylesi. İçin temizlenir. Öksürmek gibi. Birşey seni rahatsız ediyordur ve içinden ne çıkacağını bilmezsin. Öksürürsün de öksürürsün. Beklediğin birşey çıkmaz çoğu zaman. Hatta hiçbir şey çıkmaz. Ama her zaman rahatlarsın. Ben de şimdi öksürür gibi yazıyorum. Bu sebeple etrafa verdiğim rahatsızlık için özür diliyorum.

Son zamanlarda çokça geçmişi düşünüp duruyorum. Hayır tahmin edildiği gibi vicdan azabı, suçluluk duygusu değil buna sebep. Sadece cevaplanmamış sorular var. Nedenini bilmediğim ve olmasına hiç ihtimal vermediğim şeyler var. Bu yüzden kafa patlatıp duruyorum bunlar üzerine. Kime ne yararı varsa? Dün gece uyumadan önce geçmişte olan biten ne varsa iyi ya da kötü hepsini unutup sıfırdan başlamanın ne kadar da iyi olacağını düşündüm. Tıpkı ikinci bir şans verilmesi gibi dedim. İnsanın geçmişteki yaralarını ya da içine kazınıp kendini oluşturmuş olanları unutmadan sıfırdan başlaması mümkün müdür?

Her zaman tüm hayatını bir poşete koyup çöpe atanlara, alıp başlarını gidenlere ve kendilerinden esirgenmiş bir hayatı zorla söke söke alanlara hayran oldum. Yüksek kademelerdeki işlerini bırakıp roman yazanlara mesela. Hiç bir zaman geç olmadığını düşünenlere, "yeter artık" diyenlere... Hayattaki en büyük cesaret bu değilse nedir sahi? Ne çok şey var elimizi kolumuzu bağlayan. Ailelerimiz var mesela, sonra alışkanlıklarımız ve daha bir sürü şey... İnsan alışkanlıklarından kurtulsa bile ailesini geride bırakabilir mi? Sevmek çok sevmek özgür olmanın önündeki en büyük engel değilse nedir? Seni büyüten, senin için gençliklerinin en güzel zamanlarını feda eden bir anne babayı, iki yaşlı insanı, gözün arkada kalmadan bırakıp gitmek huzurlu bir hayat için iyi bir başlangıç değil.

Merhamet kelimesini ne çok sevdiğimi düşünüyordum geçen gün. Çokça sızlayan, yanan bir yara üzerine sürülen bir merhem ferahlığı hissi yaratıyor bu kelime bende. Belki de o yüzden seviyorum. Ve başkalarına karşı içimizi dolduran bunca merhameti, kendimizden nasıl da esirgediğimizi düşündükçe çok da korkuyorum yine aynı kelimeden. Ama biliyorum ki başkalarına duyulan merhamet ile kendime duyduğum merhamet arasında seçim yapmak zorunda kalsam yine kendime bunca zalim olurum. Çünkü, kendime göstermiş olduğum fakat başkalarından esirgediğim o merhametin vicdanımda hiç geçmeyen varlığına bir türlü alışılamayan bir sızı olarak hayat boyu var olacağını bile bile yaşayamam. Yaşanabilir mi öyle? 

İşte sırf bunlar yüzünden günden güne gömülüyor ayaklarım toprağa. Bir ağaç gibi etrafı görebilmek için uzamak uzamaktan başka çare göremiyorum. Belki daha da uzanırsam göğe, dallar büyütürsem içimde belki, köklerime değil de dallarıma verirsem dikkatimi, işte belki o zaman koca dünyaya bakarım uzun uzun. Hem o zaman tam tepeden, bütün olarak, hiçbir şeyi kaçırmadan, herşeyi görerek...

Başka çarem var mı?

Resim: Gustav Klimt

7 yorum:

  1. yazı çok iyi olmuş, bir solukta okudum elinize sağlık,
    ben de buna benzer bir şeyler yazdım bugün.

    YanıtlaSil
  2. Yüreğimin tercümanı gibisin.
    Her zamn böyle hissediyorum yazılarını okurken.İnsana dokunmak böyle bir şeybence.Sen bize dokunuyorsun ve farkındalığımızı ölçüyorsun.Tebrik ederim...

    YanıtlaSil
  3. Ne güzel yazmışsın yine su gibi duru.
    Kalemine yüreğine sağlık kedicim:)

    YanıtlaSil
  4. FUL YAPRAKLARI: Benzer şeyleri hissediyoruz...

    BUĞDAY TANESİ: Bazı duygular bazı zamanlar bazılarımızın içinde yoğunlaşıyor. Ve birinin daha senin gibi hissediyor olduğunu bilmek iyi geliyor. Çok teşekkür ederim.

    ÖZLEM: Canım Özlem, çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Sevgili kedi, tıpkı Can Yücel' in dediği gibi:
    "Bir yanımız "kalk gidelim",
    öbür yanımız "otur" diyor.

    "Otur" diyen kazanıyor.
    O yan kalabalık zira...
    İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
    Güvende olma duygusu...
    En kötüsü alışkanlık.
    Alışkanlığın verdiği rahatlık,
    Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
    Kalıyoruz...
    Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz. "
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. Ben bir dönem tıpkı seninde içine düştüğün duyguları öylesine ama öylesine yoğun hissettim ki!ve artık her şeyi göze alıp gi-di-yo-rum dedim!ve gittim! en yakınımda bir ben'in dışında anne ve babam vardı!onların dışında neydi ki beni tutan! kariyer mi! en tepedeyken attım gitti! ailemin dışında pek çok şeyi hemde! uzunca bir sürede kaldım ve tam da her şey ta-mam-dırrr derken!...öyle bir çağrıydı ki! bana ve yüreğimin taaaaaa.. en derinine doğru gelen...ve yine her şeyi tamamen olduğu yerde bırakıp geri geldim! vijdanım yenik düştü ve merhametim çok ağır bastı!her şey ama her şey gelir geçer ama işte o çok sevdiğimiz canlarımız!..var ya...!bir de memleket hasreti uzakta her şey çok daha başka yaşanıyor ve çok daha başka hissediyor insan! yaşamak gerekiyor...çok uzunnnnndur anlatmak isteyişlerim anlatacaklarım...:)
    yine her zamanki gibi yüreğimize nasıl güzel dokundun sevgili kediciğim...sana sımsıcak sarılıyor ve kalemini tıpkı Büyük Ustamız Sait Faik'in dediğ gibi.."bende senin kalemini sevgiyle öpüyorum canım":)
    Güzel bir haftasonu dilerim...

    YanıtlaSil
  7. HEP: İnsan köklerinden de kaçmak istiyor ama hep. Bu arzu ne kadar sıkı sıkıya bağlı olsak da toprağa yine de hep var içimizde.

    ESMİR: Sevgili Cesur kalpli insan inan hayranlık duyuyorum gidebilmiş olmana. Bu büyük bir cesaret. yapamıyorum yapamıyoruz çoğumuz. aslında hep bu gitme duygusu yüzünden belki de hiçbir şeyin bize iyi gelmeyeceğini sanmamız.

    YanıtlaSil