16 Ocak 2018

çöl

Bir yerlerde okumuştum, her kahraman hayatının bir bölümünde çöle düşermiş. Ve iki seçeneği olurmuş; ya o çölden bambaşka biri olarak çıkarmış ya da asla çıkamazmış. Her birimiz kendi hayatlarımızın kahramanı olduğumuza göre bir zaman gelip çölün ortasında bulabiliriz kendimizi. Yaratıcılığımızın, zekamızın köreldiğini, bizi besleyecek her şeyden mahrum olduğumuzu hissedebilir, tüm dünyanın uçsuz bucaksız ve aman vermez kum yığınlarından oluştuğunu sanabiliriz. 

Kahraman lafının kendisi bile yeter aslında toparlanmaya. Küçük bir hayatın küçük bir kahramanı olsan da sonuçta bir kahramansındır. Ve aslında kahraman olmak öyle çok da zor değildir. Bunun en basit örneğini her akşam izlediğimiz cehennemi haberlerin içine serpiştirilmiş insanın içini ısıtan, gözlerini yaşartan haberlerde görebiliriz.  Engelli aracında giderken kucağındaki içi sebze dolu poşeti düşüren bir adama yardım eden motosikletli genç adam bir kahramandır mesela. Bir kadının kalp krizi geçirdiği otobüsü doğruca hastaneye süren otobüs şoförünün kahramanlığı tartışılmazdır. Aç bilaç kaldırımda oturan çıplak ayaklı çocuklara en yakındaki mağazadan çorap alıp giydiren, bununla da yetinmeyi yarım ekmek döneri çocuğun eline tutuşturan kadın bir çoğumuzu gözyaşlarına boğar.  

Hayatın çölleşmesinin sebebi, başkalarını görmeyi bırakan gözler, başkasının acısına ortak olmayı beceremeyen kalplerdir bence. Ve hayatının çölleşmesine izin vermeyen bazı kahramanlar hepimizin yüreğine kaçmış kum taneleridir. Bu yüzden de bu kahramanların daha görünür olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü kalplerimizi kaplamış o kalın kabuğu ancak bu kum taneleri aşındırabilir.

Bazıları diyor ki, "Bu çağ görünür olmak, başkaları tarafından alkışlanmak isteyenlerin çağı" Evet, olabilir. Varsayalım ki bu insanlar bu iyilikleri başkaları tarafından alkışlanmak için yapıyor olsunlar, ki ben öyle olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Varsın böyle olsun, hiç olmamasından yeğ değil mi? Bu böyle devam edecek ve gün gelecek tüm toplumun normali olmayacak mı bu iyilik hali? İnsanlar için artık alkışın değeri kalmadığında iyilik, merhamet ve vicdan çoktan işlenmiş olmayacak mı toplumsal genlerimize? Şu da öne sürülebilir; insanlar artık bütün bunların alkış almadığını fark edince vazgeçerler. Olur Mu? Olabilir. Ama bence bu kadar umutsuz olmamak lazım. Böyle olsa bile yine de denemeye değmez mi? 

Eğer böyleyse bile, yani insanların tek arzusu alkışlanmaksa eğer, bırakalım çeksinler yaptıkları iyilikleri ve ekranlarda boy göstersinler. İlk baştaki alkışlanma arzuları belki de yaptıkları iyiliğin mutluluktan aldıkları haz yanında hiçbir şey gibi görünecek onlara. Nereden bilebiliriz ki? Her şeyi boş verelim, merhametini kaybetmiş bir dünyanın içinde yaşadığına inanan pek çok bezgin ruha verdikleri umut bile kar sayılmaz mı? Siz mesela bu haberleri gördüğünüzde dudaklarınızda mutlu bir gülümseme oluşmuyor mu, bazılarınızın gözleri dolmuyor mu? 

Bence denemeye değer. Haber programları bu tür haberlere özel bir bölüm ayırmalı. Tüm o karanlık haberlerin ardından bu bölüm yayınlanmalı ki ruhlarımıza biraz umut serpilsin.

Velhasılı iki seçeneğimiz var, ya bu çölün içinde boğulacağız ya da başkalarına el uzatarak aslında kendimizi kurtaracağız. 

Fotoğraf: Şuradan

2 yorum:

  1. Çöl ve kutup ayısı birlikteliği umuyorum ki buradan doğmamıştır :))

    YanıtlaSil
  2. elinize sağlık güzel bir blog, güzel bir paylaşım.

    YanıtlaSil