11 Mayıs 2017

nasıl bir hayat istiyorsun?

Yıllar önce, ben üniversitede okurken, çok sık gittiğimiz bir fast-food restorant vardı. Çoğu zaman ev arkadaşım ve ben okuldan çıkar, gidip orada birşeyler atıştırırdık. Sözünü ettiğim yer tüm duvarları camdan olan bir yerdi. Biz dışarıyı görüyorduk, dışarıdakiler de bizi. Bir gün iki küçük çocuk yemek yediğimiz masanın hemen yanına geldi. Yaşları altı ya da yedi olan iki küçük çocuktu bunlar. Üstleri başları permeperişan, elleri yüzleri kir pas içinde yürek parçalayan iki insan... Kocaman gözlerini elimizdeki hamburgere dikmiş öylece duruyorlardı. Bir ısırık daha alamadım. Bunu kim yapabilir ki zaten? Ben öylece kalakalmışken başımı çevirdiğimde arkadaşımın yerinde olmadığını gördüm. Bakınırken gözlerim onu restoran çalışanlarından biri ile konuşurken buldu. Biraz sonra da kasaya gidip ödeme yaptı. Gülümsedim. Çocuklara birşeyler alıyordu muhtemelen. Yanılmamıştım. Biraz sonra elinde iki paketle dışarı çıktı. Camın önündeki çocuklara paketleri uzattı. Çocuklar şaşırdılar, sonra gülümsediler. Paketlerini alıp kaldırıma oturdular ve iştahla yemeye başladılar. Arkadaşım masaya döndüğünde az önce konuştuğumuz konuya geri döndü. Ne az önceki olaydan söz etti ne de yaptığı şeyi övme teşebbüsünde bulundu. Çünkü bu doğal birşeydi. O bir insandı ve bir vicdanı vardı. Zaman zaman o vicdan onu durdurur ve ne yapması gerektiğini söylerdi.

Dün o mide bulandırıcı haberi okuyunca aklıma bu geldi. Beş yaşında bir çocuğu "sevgili müşterileri" rahatsız olduğu için uzaklaştırmaya çalışan ve o çocuğu haşlamakta hiçbir tuhaflık görmeyen yaratıkla ilgili haberden söz ediyorum. Bu zalimlik ve bu merhametsizliğin onun ruhunun bir parçası olup olmadığını gerçekten merak ediyorum. O iğrenç eylemi yaptıktan sonra içinin acıyıp acımadığını, patronunun onu hala çalıştırıp çalıştırmadığını, eğer çalıştırmıyorsa bunun sebebinin restoranın adını kirlettiği için mi yoksa bu tür bir insanla çalışamayacağı fikrinde olduğu için mi olduğunu da merak ediyorum.

Bence bütün bu olup bitenlerin kaynağı, yani şu an yaşadığımız cehennemvari hayatın kaynağı, çok sayıda insanın vicdanını yitirmiş olması. Ben vicdanın doğuştan getirildiğine inanmıyorum. Vicdanın kendimizi geliştirdikçe, hayatı öğrendikçe ve analiz ettikçe, hayatı güzelleştirmekten yana tavır koydukça kendiliğinden ruhumuzda yeşereceğine inanıyorum. Bu nedenle belki de görme biçimimizde bir hata var. Her koyun kendi bacağından asılır, benden sonrası tufan, önce ben gerisi mühim değil gibi bir tavırla hayatın içinde yer alındığı düşünüldüğünde insanların birbirini haşlaması, bir küçücük çocuğa değersiz ve önemsiz bir varlık muamelesi yapılması, insanların birbirini öldürmesi, kesmesi, doğraması kaçınılmaz olacak. Belki bir süre sonra tüm gazeteler sadece ve sadece üçüncü sayfa haberlerinden ibaret olacak ki yaşanan başka birşey kalmayacak zaten. 

Her birimizin küçük dalgalar yaratacağına inanıyorum. O iyilik temalı videoları bilirsiniz. Biri bir güzellik yapar, sokaktan geçen ve bunu gören başka birini uyandırır ve o da bir diğerine yapar başka bir güzellik. İyilik kesinlikle bulaşıcıdır çünkü. Bir iyilik başka birinde uyuyan bir vicdanı uyandırabilir. Ve hatta büyüyen iyilikler kalbi kara olanı bu kadar merhametsiz olmaktan utandırabilir ve değiştirebilir. Kötü olana ve bencilliğe teslim olmak çok kolay. Zira bencillik büyük bir rahatlık kaynağı. Ancak zinhar mutluluk kaynağı değil. İşte bunu düşünmek gerek belki de gerçek olmayan bir rahatlık mı istiyoruz yoksa huzurlu ve mutlu bir yürekle mi hayatımıza devam etmek? Varoluşumuzun temel sorusu budur belki de....

Resim: Christian Schloe

2 yorum:

  1. Çok sevdiğim bir düşünce var "hepimiz birbirimizden sorumluyuz". Dün akşam haberlerde izledim anlattığın olayı ve şok oldum. "Bir gün o insanın yerinde sende olabilirsin bunu nasıl görmüyorsun" diye düşündüm.

    YanıtlaSil
  2. arkadaşın harika bir insanmış gerçekten. biz de geçenlerde arkadaşla mköy de yürüyorduk. yürürken aniden yanımıza bir çocuk geldi ve çok açım lütfen bana yardım edin dedi. bir şey söylemeden ilerledik. az ilerde bir dönerci vardı, hemen içeri girip döner yaptırdık. yanına içeceği falan koyduk. sonra geri dönüp çocuğu bulmaya çalıştık. Bir de baktık ki adamın birisi de döner yaptırmış. çocuğa verdi. biz de aniden durduk, çocuğu izlemeye koyulduk. çocuk arkasından küfretti, ekmeği köşe başında kıyafetlerinin bulunduğu yere bıraktı. sonra gelenlerden yine para istemeye koyuldu..

    o kadar içten söylüyordu ki.. sanırım insanlarımızı hissisleştiren bu tip şeyler olmalı. o yüzden insanlara da kızamıyor ki insan. haberi görmedim fakat yine de merhamet duygumuzu kaybetmemizi düşünüyorum. yani umarım kaybetmeyiz :(

    YanıtlaSil