08 Mayıs 2017

iç dökümü...

Canım kardeşim,

Bu sabah çiğnenip tükürülmüş gibi uyandım. Bir posaydım sanki. İçimde hayata dair ne varsa hepsi bilmediğim bir güç tarafından emilip belki de çoktan sindirilmişti. Nasıl devam edeceğini bilemediğin zamanlar oldu mu hiç? "Ama ben böyle nasıl...? " diye başlayan cümleler kurduğun ya da... 

Bütün bu sokaklar, bu insanlar herkes ve herşey yabancıydı. Yürüdüm yürüdüm yürüdüm ve yürüdükçe daha da garipleşti herşey. Neden bir parçası olamıyor bazılarımız bu dünyanın? Neden herkes sanki verilen bir senaryoyu ezberlemiş ve oynuyormuş gibiyken, bazılarımız, sanki biri bizi itivermiş sahneye gibi neden bocalıyoruz? 

Bence asıl sorun şu, doğru olduğuna inandığımız  artık yanlış, yanlış olduğunu düşündüğümüz herşey artık normal ve kabul edilebilir oldu. İşte bu yüzden bütün bu pisliği normalleştiremeyenlerimizin bunca yıldır oluşturduğu kişisel tarih bir anda yerle yeksan edildi. Ve yine işte bu yüzden bu başedilebilir olmayan dünyadan kaçıp, insansız ve kuralsız dağlara, ormanlara sığınma özlemi. 

"Çok düşünüyorsun" diyeceksin biliyorum. Hep öyle dersin. Yok çok düşünmüyorum aslında. Hatta düşünmemek içi gayret gösterdiğim bile söylenebilir. Sadece hep açık duran, bakmaktan ziyade gören gözlere sahibim. Bunun bir lanet olduğuna inanıyorum. Kısacık hayatlarımız için kocaman bir lanet. Bir cehennemin varlığını görebilen bir göz başka nasıl adlandırılır söyle bana?

Bu yüzden de bu sabah bu yataktan kalkmadan sadece tavana bakmak istedim. Uzun uzun, görmemi bozana kadar, aklımın zindanlarını karanlığa boğana kadar bakmak, bakmak. Bu laneti kırmak, aptal olmak, kör olmak, zihnimin işlevini o beyaz tavanın boyaları arasında yitirmek... Ama kalktım yine de. Kalktım, giyindim ve işe gittim. Kime ne faydası varsa bu yaptıklarımın? "İyi" dedim yine de "pes etmene rağmen bacakların seni dinlemiyor. Bir bütünde pes etmeyen bir yerin olması iyidir. Hele ki bunlar bacaklarsa çok daha iyidir.  Bakalım yol bizi nereye götürecek?" "teslim ol" dedim sonra... "Bakalım bulutların arasında uzun zamandır saklanan güneş yüzünü gösterecek mi? Şu asi bacakların tuttuğu patika aydınlanacak mı yeniden? Hakikat gün yüzüne çıkacak mı? Doğru yine doğru yanlış zinhar kabul edilemez olacak mı?"

Kapının önüne geldiğimde bir sigara yaktım ve yuvalarında cıvıldaşıp duran kuşlara baktım. "Sadece yaşıyorlar" dedim. "Yaşamak..." Bir adam geldi sonra. Avucundaki minik kuş yavrusunu duvarın üzerine koydu. "Yuvadan düşmüş garibim... " dedi. Gülümsedi sonra ve o gülümser gülümsemez güneş bir parça yüzünü gösterdi bulutların ardından... Hey koca dünya, bir insanın gülümsemesiyle ısınan koca dünya... Elleri bir yavruyu koruyan bir adamın yüreğiyle yeşillenen dünya... Silkin at üzerinden tüm pisliğini... Söz veriyorum, en azından kendi adıma, seni güzelleştirmek için elimizden geleni yapacağız...

Fotoğraf: National Geographic

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder