24 Ekim 2016

ben öyle biri değilim

Korkuçtu. Bir tavşanın karnını, kılım bile kıpırdamadan, boydan boya kesiyordum. Bembeyaz, pamuk gibi bir tavşancıktı. Kanlı karnını arkamdaki masanın üzerine bırakıp yaptığım işe dönüyordum sonra. Arada sırada dirilmesinden korkarcasına ardıma bakıyordum. Tavşancık kanını hayli ustalıkla gizlemiş, masanın üzerinde uyur gibi yatıyordu. İçimde ne vicdan azabı vardı ne de pişmanlık. Hiçbir amacı olmayan bir öldürme eylemiydi. Korktuğum başıma geldi sonra. Tavşan sanki hiç ölmemiş gibi ayaklandı ve bir köpeğe dönüştü her nedense. Üzerime atlayıp benimle oynamaya, elimi, yüzümü yalamaya başladı. Üstüm başım kan içindeydi. Şaşkınlıkla onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. O ise sanki ona büyük bir iyilik yapmışım gibi delice sevgisini göstermeye devam etti.

Soluk soluğa uyandım. Kalbimin gümbürtüsü sessiz gecenin içini doldurdu. Delice bir titreme tuttu sonra beni. "Sadece bir rüyaydı, sadece bir rüyaydı..." desemde ne ruhumu ne de kalbimi sakinleştiremedim uzun bir süre. Kalkıp bir bardak su içtim. Ellerim hala zangır zangır titriyordu. Pencereyi açıp derin derin soludum. 

Yatağın içine oturup düşündüm, "bu neydi böyle şimdi?" Pek rüya görmem ben. Kabus hemen hemen hiç görmem. Peki bu ne şimdi? Biraz düşününce buldum. Game of Thrones'un bir sahnesinin bilinçaltıma yansımasıydı sadece. İki kadının tavşan derisi yüzdüğü bir sahne vardı. O tavşanların gerçek olup olmadığını düşünmüş ve eğer gerçeklerse o kadınların o sahnede nasıl oynadıklarına kafa yormuştum. Ben ellerini ete bile süremeyen biriydim çünkü. Belki bir dağ başında açlıktan ölmek üzere olsam ancak öyle birşey yapabilirdim. Yapabilir miydim çok da emin değilim aslında. Otlarla meyvelerle idare edebildiğim sürece yapmazdım galiba. Bilmiyorum yine de. Hiç öylesi bir açlıkla karşı karşıya kalmadım ki. 

Beni asıl dehşete düşüren o tavşanın karnını kestikten sonra içimde hiç vicdan azabı duymamış olmamdı. İçimde bir yerde vahşi bir yaratık saklanıyor olabilir miydi? Pekala mümkün. Hangi insan kendisini tam olarak tanıyabilir ki? Hapishaneler asla bir insana zarar veremem diyen insanlarla dolu değil mi? 

Bir başka dehşet ise ölen o zavallıcığın tekrar hayat bulup, bununla da kalmayıp kendi katili olan bana delice bir sevgi göstermesiydi. Bunca zalimlik edene bunca sevgi... O an şaşkınlıktan başka ne hissettiğimi pek anımsamıyorum. Belki rüya devam etseydi şaşkınlığım başka birşeye dönüşebilirdi. O ne olurdu acaba? Güç duygusu mu? Bilmiyorum. 

Kabuslar belki de içimizin derininde bilmediğimiz şeyleri gösterdikleri için bu kadar korkunçlar. İçimizde uyuyan zalimleri, katilleri, ne yapacağını asla kestiremeyeceğimiz kadın ve adamları bize gösterdikleri için... 

Ben öyle biri değilim dedim kafamı hızlı hızlı sallayarak. Ben kimseye, hiçbir varlığa zarar veremem. Yapsam bile hayatım boyunca bununla başa çıkamam. 

Lacivert gecenin içine uzun uzun baktım sonra. Ben öyle biri değilim, ben öyle biri değilim... 

Resim: Rebecca Dautremer

5 yorum:

  1. Kabuslar gerçekten de insanın kendisinin bile bilmediği taraflarını ortaya çıkarıyor bazen. -Burada size zalim ya da cani demiyorum lütfen yanlış anlamayın- İnsanın kormasının nedeni ise bu iç yüzünün kabullenemeyeceği bir karakter olmasından oluyor. Tabi izlediğiniz bir şeyden etkilenmiş olmanızda kaçınılmaz ki muhtemelen bu rüyanın sebebi bu. Ama başta bahsettiğim durum da var olan bir şey bence

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır hayır yanlış anlamadım zira zalim ya da cani olmadığımdan eminim :) en azından bugüne kadarki yaşamımda herhangi bir eğilim göstermedim bu yönde. Ama rüyaların bizim bilmediğimiz ya da bastırdığımız yönlerimizi ortaya çıkardığı konusunda sizinle hemfikirim. Bence bizim tabiatımızda vahşilik var zaten.Ama kimimiz bununla mücadele ediyor doğru olmadığını biliyor bunu bastırıp gerçek bir insan gibi yaşıyoruz kimi ise bunu başaramıyor. Ben insanın hiçbir zaman "ben şuyum" diyemeyeceğine inananlardanım. Çünkü şu ana kadar karşılaşmadığımız bazı olağanüstü durumlarla bir gün karşılaşırsak nasıl tepki vereceğimizi kestirmek çok zor. Bir film vardı izlediniz mi bilemiyorum; bir uçak kazası sonrası mahsur kalan insanlar hayatta kalabilmek için birbirlerini yiyorlardı. Bu gerçek bir hikayeye dayanıyor. Eminim o insanlara da normal hayatları içinde böyle bir durumla karşılaşsalar ne yapacakları sorulsa asla böyle bir yanıt vermezlerdi. Bu nedenle asla bilemeyeceğiz kim olduğumuz. Bilip bilebileceğimiz ancak normal koşullarda kim olduğumuz.

      Sil
  2. karabasan kabuslar. yazı için teşekkürler.
    http://www.ahmetduzen.net/

    YanıtlaSil
  3. Rüyalar insanın iç dünyasını yansıtır ama birebir değil, o yüzden herşeyi üstünüze almayın bence. Orada vicdan azabı duymadan tavşanı kesen siz değilsiniz ki, belki kendinizi o eylemi yapan insanların yerine koyma çabanız, öyle biri olmak nasıl olurdu sorusu belki beyninizde dolaşan, sonra da belki benliğiniz bu vicdansızlığa karşı çıkıp, tavşanların da köpekler gibi sevgi dolu hayvanlar olduğunu savunuyor. Misal.

    YanıtlaSil