08 Mart 2016

Frida, Noel Baba ve Marquez..

Gitmek için ısrarlı olan dolmuş şoförünün "acele et acele et" diyen bakışları eşliğinde bindim. Oturacak yer yoktu elbette ya dert değildi. Oturmaktan sırtım ağrımıştı zaten. Ortalarda bir yerde durdum. Dalmışım, önümdeki koltukta oturan kadının kıpırdanıp durmasıyla kendime geldim. Bir arkaya bir sağına bir soluna bakıp duruyordu. Vardı bir haller başında ya kim bilir neydi. Kadın hafifçe başını kaldırıp bana baktı. O sırada gördüm bıyıklarını, ince bir kadife gibi dudaklarının üzerine yayılmışlardı. Bu kadın bana kimi hatırlatıyor diye düşünürken tıpkı Frida Kahlo'ya benzediğini farkettim. Frida oldukça kilo almış ve ülkemizde yeniden hayat bulmuştu. Kahverengi güzel gözleri, uzun kirpikleri, çiçekli şalvarı ve alev kırmızısı bluzu ile önümdeki koltukta oturuyordu. Ayakları sıkılmış ya da yorulmuş olmalı ki terliklerinden birini çıkarıp çıplak ayağını dolmuşun yükseltisine uzattı. Haşmetli gövdesinde sanki sonradan ilave edilmiş gibi duran küçücük bir ayak. Muhtemelen Frida Kahlo'nun varlığından bile haberi olmayan bu kadına onun bir fotoğrafını göstersem kendine benzetir miydi acaba diye düşündüm. Yanında oturan genç adama dönüp birşeyler söyledi usulcacık. Genç adam cevap vermek yerine başını sallamakla yetindi. Bir dertleri vardı, bu aşikardı. O anda Frida ve oğlunun hiç bilmediğim dertleri ile nedense ben de dertlendim. Kadının omuzuna koyasım geldi elimi. Merak etmesindi, herşey geçerdi, neler neler geçmiyordu ki... 

Ben Frida'ya dalmışken dolmuşun önündeki herkesin dönüp dönüp bir noktaya baktığını farkettim. Ben de topluluk ruhuna uyup döndüm. Telefonla konuşan bir kız vardı. Dolmuşun en uzak köşesindeki vatandaşımızın bile duyabileceği bir sesle konuştuğu için hepimiz onun çalıştığı yer hakkında hayli bilgi sahibi olduk. Bir yerde iki şef olmazmış, olursa da böyle sorun çıkarmış. Kıza dönüp şeflerden birini ortadan kaldırın diğerini de başkan yapın diyesim geldi. En küçük birimimize kadar yayıldı ha iki başlılık olayı. Halbuki masallarda, destanlarda iki başlı ejderhalar, atlar hayli harika yaratıklar olarak geçerler. İnsanlarda olmuyor demek ki...

Işıklarda durduk. Kaldırımdan yürüyen bembeyaz saçlı, bembeyaz sakallı ve bembeyaz gür kaşlı adama bakakaldım. Ömrümde hiç bu kadar güzel yaşlanmış bir adam görmemiştim. Muhtemelen yetmişlerinde vardı ama dimdik yürüyordu. Noel Baba da yeniden hayat bulmuştu galiba. 

Nihayet dolmuştan indim. Yol boyunca bir de Marquez  gördüm. "Öldüm mü acaba ben" diye düşündüm. Bütün bu ölmüş insanları başkalarında mı görüyorum yoksa? Amaaan dedim neyse ne. Güzeldi onları görmek. Hele de Frida'yı...

Fotoğraf: art factory

2 yorum:

  1. Ahh keşke ben de görebilsem frida'yı...

    YanıtlaSil
  2. Bu ara bende fridaya taktım bazı şeyleri benim için yazmış gibi geliyo :)

    YanıtlaSil