02 Ekim 2015

cuma mektupları

Canımın içi, iki gözüm, kardeşim

İnsan ne garip bir mahluk, dün düşünüp inandığını bugün kesin bir dille reddedebiliyor. Kimileri buna gelişme diyor kimi ise tutarsızlık. Ben "insanoğludur herşeyi yapabilir" demeyi tercih ediyorum. Geçen gün biri bana "senin vahşi bir yanın var" dedi. Biraz bozulsam da pek belli etmedim. Oysa gayet medeni olduğuma inanıyordum. Dün okuduğum birşey vahşi kelimesinin aslında bir hakaret değil bir iltifat olduğunu anlamamı sağladı. Zira derinlemesine düşündüğün vakit vahşi kelimesi aslında kendi doğasına ihanet etmeyen anlamına geliyor. Başkalarına göre yaşamayan, toplumun koyduğu ezici ve bizi kendimiz olmaktan çıkaran kurallara boyun eğmeyen anlamına belki de... Bu yüzden de hala içimde bir yerde o vahşi yanımı koruyor olmaktan memnuniyet duydum.

Bütün kelimeler gibi vahşi de hırpalanmış bir kelime azizim. Oysa vahşi olarak nitelendirdiğimiz şeylerin tarafından kendimize bakarsak ne denli zavallı olduğumuz bariz bir şekilde görülebilir. Kendini balta girmemiş bir ormanda yaşayan küçük bir kabilenin bir üyesi olarak farzedebilir misin lütfen birkaç dakikalığına? Kapkara kaküllü mısır püskülü gibi kulaklarının üzerine inen saçların olduğunu, boynunda rengarenk boncuklardan kolyeler olduğunu, sırtının, kollarının ve yüzünün atalarının tarihini anlatan dövmelerle kaplı olduğunu mesela... Hayatın nasıl olurdu dersin? Sabah o iğrenç çalar saat sesiyle başlamazdın güne mesela. Sonra koştura koştura giyinip, makyaj yapmazdın. Erkeksen kravat bağlama zorunluluğun olmazdı zira otlardan yapılmış bir donla geziyor olurdun. Ayakparmakların hep özgür olurdu çünkü hayatında hiç ayakkabı diye birşey görmemiş olurdun. Öyle dolaşa dolaşa ayak tabanlarında kalın bir deri olurdu ki bu da senin farkında olmadığın ayakkabın olurdu zaten. Kalkıp otlardan yapılmış kulübenden çıkar gerine gerine güneşe bakardın önce. Aç olduğunu farkedip ilerideki dereden birkaç balık tutup gelirdin. Zaten bu işte uzman olmuş olduğun için oltaya falan da gerek duymazdın, çıplak elle yakalardın balıkları. Belki sabahları aromalı nefis bitkilerden demlediğiniz bir çeşit çay içerdiniz. Siz çayınızı içerken göğü delercesine uzanan zümrüt yeşili ağaçlarda rengarenk kuşlar ötüyor olurdu. Sen onlara bakarken oyuncu bir maymun yemeğinden bir parça çalardı, hepiniz gülerdiniz. Ormanınızda baz istasyonları olmazdı mesela. Kanser nedir duymamış olurdunuz. Kabilede biri öldüğünde bunu kansere, şekere ona buna bağlamaz Tanrı böyle istedi derdiniz. Zira zaten eğer aç bir kaplan ya da ayı sizi öldürmemişse çok uzun yaşardınız. Çünkü taze otlarla, taze etle besleniyor olur sürekli hareket ederdiniz. Hiçbiriniz göbekli ve koca popolu olmazdınız. Obez birini hayatnız boyu görmemiş olur, kazara obez bir beyaz adam sizin oralara uğrayacak olsa onu Tanrılardan biri sanır tapınmaya bile kalkabilirdiniz. eğer biraz vahşi bir kabile iseniz onu keser bir yıllık yiyecek olarak etlerini kurutup saklayabilirdiniz. Şimdi o enfes ormandan çık ve yeniden bu metalik dünyaya dön bakalım. O vahşi dediğin adam mı acınası ve sefil durumda yoksa sen mi? Ama bu dünya macera dolu diyeceksin. Ben de güleceğim. Senin Survivor izleyerek, bilgisayar oyunu oynayarak yaşadığın macera o adamın hayat tarzı, farkında mısın?

Bütün bunları düşününce o vahşi adamın doğanın içinde nasıl dünyayı ve hayatı derinlemesine kavrayan bir felsefe yarattığını hatırlayınca vahşi kelimesini bir iltifat olarak aldım kendime. Bana vahşi diyen neyi kasdediyordu bilmiyorum ama yine de sevindim içimde vahşi bir yanın kaldığına. Kimseyi paralamadan, yemeden ve yutmadan, yeryüzünde yaşayan ne varsa hepsina sonsuz saygı duyarak, ağaçlara hep hayran olarak, gökyüzünün mavisine her daim şaşırarak yaşamanın hem de bizi artık insan olmaktan çıkaran bu kirli dünyaya rağmen böyle yaşabilmenin tadını doya doya çıkarmaya karar verdim.

Evet ben bir vahşiyim. Tüm o hırsı ve bencilliğiyle, gözü dönmüş ağzından salyalar akan haliyle karşımda dikilen bu dünyanın içinde yaşamaya çalışan bir vahşiyim. Ve tek başıma kendi ormanımda yaşamaktan, inat ve ısrarla dünyanın kapıldığı çılgın akıntıya teslim olmamaktan pek mesudum...

İçinde hala vahşi bir yanı olan herkesin kalbinin kıyısından öperim...

Fotoğraf: Pinterest

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder