04 Eylül 2015

bat dünya bat..

Hiç bakmıyorum eski fotoğraflara. Ben herşeyi kendi hafızamda kaldığı gibi hatırlamayı seviyorum. Aslında gerçeği biraz eğip bükmeyi, acı veren şeyleri daha katlanılabilir hale getirmeyi, gülümsediğim fotoğraflardaki gülümsemeyi biraz daha genişletmeyi... Belki de yaptığım kendi kişisel tarihimi değiştirmekten başka birşey değildir. Bunun kimseye bir zararı yok. Öyle ya gerçek benim gerçeğim onu istediğim gibi çarpıtabilirim. En azından bu konuda bir özgürlük söz konusu olmalı diye düşünüyorum.

Ama bir başka albüm var ki o albümdeki gerçeği ne yaparsam yapayım bir türlü çarpıtıp, içindeki acıyı daha katlanılır hale getiremiyorum. Mesela şehit kardeşinin cenazesinde, onun tabutu başında acıyla haykıran bir ağabeyin yüzünü, sahilde yatan masum minicik bir çocuğu, oğullarının cenazelerinde kendilerini paralayan anaları, kocasının öldüğünden emin olsa bile umutla madenin kapısında dualar okuyarak bekleyen kadını, yan yana madenci mezarlarını, gözleri umutla gülen tazecik çocukların aynı anda parçalanıp gittikleri o videoyu, yerde yatan kanlı bedenlerini zihnimde değiştiremiyorum. Zaten bütün bu acıların katlanılır kılınabilmesinin de pek bir yolu yok. Alışmanın, unutmanın, sakin olmanın, o fotoğraflara "ne yapalım dünya böyle bir yer" diye bakabilmenin hiçbir yolu yok. Olmasın da zaten.

Ben bu fotoğrafları değiştiremiyorum ama onlar beni değiştiriyor. Sevgiyle bakıp öpmelere doyamadığım minik yeğenime bakınca sahile vurmuş o masumun yerinde olabileceği fikrini zihnimden atamıyorum mesela. Yirmili yaşlardaki gençleri görünce hep birlikte bir yerlerde ölebileceklerini düşünmeden edemiyorum. İnşaatlara bakarken güneşin altında çalışan o adamların oradan düşüp ölebilme ihtimallerini göz ardı edemiyorum. Üniformalı birini görünce onun hayatı için endişeleniyor, evindeki ailesinin onu her işe yolladıkları saatten eve dönüşüne kadar yaşadıkları azabı, cehennemi hayal bile edemiyorum. Ve daha pek çok şey...

İnsanın geçmişten fotoğrafları koyduğu albüm değil de ruhuna dövme gibi kazıdığı fotoğraflardan oluşan albüm çok tehlikeli. Tüm yaralarımız onun içinde çünkü. Ne zaman hatırlasan, ki zaten çoğu hiç aklından çıkmıyor, aklını yitirecek gibi oluyorsun. Bütün bu olup bitenlerin yanında, yaşanan acıların kıyısınde kendi kişisel tarihimizin bir toz kadar bile önemi yok artık.

Fotoğrafların yanı sıra bir de sözler var ki yarana parmağını sokup oyuyor da oyuyorlar. Mine Söğüt şöyle yazmış mesela "biz o denizde yüzüyoruz, onlar aynı denizde ölüyorlar" Bütün bunlardan sonra kumlarda durup denize baktığın an onun güzelliğine hayran olmak mümkün olacak mı? Peki ağlamadan yüzebilecek misin? Bu senin suçun değil deme bana. Ben başkaları gibi hem suçlu hem güçlü hissedemiyorum. Vallahi de billahi de insan olmaktan utanç duyuyorum. 

Bat dünya bat. Minicik bir çocuğu bile koruyamıyorsak bat ve bizi de beraberinde götür...

2 yorum:

  1. Batsın da bir kereden batsın mümkünse. Böyle iki yüz seneye yayılmasın...

    Aslında insan için geçerli olan dünya için de geçerli. "Öleyim de kurtulayım" demekle iş bitmiyor. Çünkü ölmek için de uğraşmak lazım. Aynı şekilde batsın demekle de iş bitmiyor. Uzun vadede zaten batacak. Hani bir laf vardır ya "ya ölmek için uğraşacaksın ya yaşamak için." Onu demeye çalışıyorum.
    Geçen biri demişti, her kötülüğün sonu vardır diye. Her kötülükten de bir iyilik başlar. Bilmiyorum. Bu dünya bir gün adam olur mu. Olursa da nasıl olur.

    YanıtlaSil
  2. Umarım haklısındır ve umarım her kötülüğün bir sonu vardır. Yoksa hepimiz kahrımızdan öleceğiz böyle giderse...

    YanıtlaSil