15 Kasım 2014

insanlar, eşyalar ve daha pek çok şey üzerine iki çift laf...

Elimden düşüp kırıldı. Mavi mini mini çiçekli gövdesi tuzla buz oldu. İçindeki kahve kapıya, halıya ve ulaşabildiği her noktaya dağıldı. Öylece bakakaldım. Fincanı kırmış olmaya, bütün bu etrafa bulaşmış olan kahveyi temizlemek zorunda olmaya normalde sinirlenecek olan ben içimde nedendir bilinmez tuhaf bir ferahlama duygusu hissettim. Annemin "üzülme aydınlıktır kırılan şeyler" lafının içime nasıl da işlemiş olduğunu o an anladım. Temelde batıl inançları olan biri değilimdir ama biz insanlar kökeni, aslı astarı olmasa bile umutlu şeylere inanmaya meyyaliz. Ve bu bence güzel birşey...

Ertesi gün fincan almaya gittim. Aklımda şöyle cıvıl cıvıl işlemeleri olan, kar beyaz, incecik porselenden bir fincan takımı vardı. Ne çok çeşit vardı Allah'ım. Envai tür fincanların karşısında dikilirken bir kadın geldi. Fincanları tek tek eline alarak bakmaya başladı. Ben çoktan kararımı vermiştim ama kadının fincanları nasıl seçtiğini izlemek için biraz daha oyalanmaya karar verdim. Her bir fincanı eline alıyor, içinde kahve varmış gibi dudaklarına götürüyor ve son olarak da fal kapatır gibi fincanı tabağın üzerine ters çeviriyordu. Benim beğendiğim fincanı eline aldı. Aynı şeyleri yaptı. "Ben de onu beğendim, çok zarif değil mi?" dedim. Dudaklarını büzdürdü, fincana bakarak "zarif ama tabağın üzerine tam kapanmıyor" dedi. Soran bakışlarla baktım "fal" deyip gülümsedi. Gülümsedim ben de. "Olsun" dedim "Ben yine de onu alacağım" Fincanları alıp çıktım. Kadın hala bakıyordu, hangisini aldı göremedim.

İnsanların birşeyler alırken farklı kriterleri olduğu konusunda pek düşünmemiştim. Ben sanıyorum "gözüme hoş gelen şeyler" kriteriyle hareket ediyordum. Ama insanlar kullanışlılık, diğer eşyalarla uyum ve daha pek çok kriterlere sahiptiler. Aslında bu eşyadan eşyaya değişiyordu da. Mesela Türk kahvesi fincanı fal için uygun olup olmamak gibi bambaşka bir kritere sahipti. Kadının dudaklarını büzdürüp "ama fal için uygun değil" deyişi aklıma gelince gülümsedim. Bu insanları gerçekten seviyordum galiba. Galibası yok seviyordum işte. Onu güneşli bir cumartesi sabahı mutfağında arkadaşları ile oturmuş kahve içerken düşündüm. Sohbet ederken, fal kapatırken, fincana bakıp dilek tutarken ve arkadaşının dudakları arasından dökülecek umutlu bir cümleye tüm dikkatini vermişken... Bütün bunlar batıl gibi görünse de temelinde çok hoş şeyler barındıran başka anlamlara sahiptiler bence. Benim gibi fala inanmayan türler bile bütün bu fal sohbetlerinin içinde yer alıyor olmaktan keyif alabiliyorlardı pekala. Kahveye eşlik eden sohbetlerin keyfini sürüp, fallarla derinleşen hikayeleri seviyorduk düpedüz. Kimi zaman eğer falcı insanın şifrelerini çözmüş biri ise psikolojik bir çözümleme bile yapabiliyordu. Bize kendimiz hakkında bilmediğimiz, fark etmediğimiz şeyleri söyleyebiliyor, aklın katmanları derinleşip açabiliyordu tuhaf bir büyüyle. Bu yüzden kültür içinde var olan bu küçük ayrıntı aslında temelde çok başka şeyleri taşıyordu.

Elimde fincanlarla yürürken daha ne çok şey olabileceğini düşündüm göründüğünden çok daha farklı katmanları olan. Bir Neşet Ertaş türküsü tutturdum ve yürümeye devam ettim. Bu kültürün güzel olan pek çok yanını korumada ne beceriksiz olduğumuzu, sıradan, içi boş ve anlamsız olan herşeyi bu topraklara sıvayıp bulaştırdığımızı düşündüm. Ve ne olursa olsun kültürün bu şahane ögelerinin asla yitip gitmeyeceğine umutla inandım. Öyle ya ben anneannemin deyimlerini, sözcüklerini hala kullanıyordum, Neşet Ertaş dinliyor, fal kapatıyordum. Kim bunlardan vazgeçerdi ki? Kim bunlardan vazgeçip de hala kendisi olmaya devam edebilirdi ki? Ben değil...

Fotograf: pinterest

6 yorum:

  1. neden hep takım halinde satılır.
    bu barda çanaklar..
    madem kırılıyor.. tek tek de satılsaya.
    bir de takımlar hep çift sayılı. ya 6 ya 12
    neden 7 veya 13 olmuyor.
    kutuya tam sığmazmış...
    bırakın bunları..

    YanıtlaSil
  2. Yazınızı beğendim. Güzel tesbitler olmuş...

    YanıtlaSil
  3. Yazınızı beğendim. Güzel tesbitler olmuş...

    YanıtlaSil
  4. Merhaba;
    Ben de pek sevdim yazıyı. Kriterlerimi düşündüm sonra, benziyoruz, göz hoş görüneni alırım ben de çoğunlukla, bardak tabağa kapanıyor mu diye bakmamışım hiç şimdi fark ettim. Herkesin çok değişik, tuhaf kriterleri var ama incelemek gözlemlemek pek hoş oluyor tıpkı yaptığınız gibi.
    Batıl inançlarım yok desem de biliyorum ki var, hem o kültürel ögeler doğduğumuz an kodlanıyor bize öyle düşünüyorum ve o ögeleri barındırmayı seviyorum. Kendi kültüründen izler taşımak herkesin hoşuna gidiyordur ama çoğu kişi bunu kabul etmez, etmek istemez. Anlatış tarzınız da pek hoşuma gitti keyifle okudum ve o bardak seçme anlarını kafamda canlandırdım. Biraz kokoş, kısa boylu ve tıknaz bir kadıncağız canlandı gözümde nedense ama az biraz suratsız, hafif memnuniyetsiz gibi. Bir de nedense etek ceket varmış gibi geldi üzerinde, şu eski tip döpiyes dediklerimizden. Bana da bu kafamdaki tip bir şeyler çağrıştırdı en iyisi yazayım bir kenara.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  5. Off Neşet Baba off ne söylerdi! Hollanda'da elini öpmek kısmet oldu, şanslıyım :9

    YanıtlaSil