16 Ekim 2012

siyah beyaz iki kare...

Kafamın karışık, hafızamın kötü olduğundan yakındığım zamanlarda izlediğim filmleri ve okuduğum kitapları gün gün not almışım. Filmlerin sadece isimlerini yazmışım, kitapların ise hem isimlerini hem de yazarlarını. Geçen gün bulduğum not defterinde her birini tek tek okudum. Bazılarını hiç ama hiç anımsamadım bazılarını ise daha dün izlemişim ya da okumuşum gibi tüm ayrıntısıyla hatırladım. Bazılarından ise sadece ufak parçalar aklımda kalmış. Neyi neden hatırladığım ve beni neyin etkilediği üzerine epey kafa yorduktan sonra çok daha eskiye gitmeye karar verdim. Çocukluğa...

İlk aklıma gelen sahne sanıyorum alacakaranlık kuşağından bir mini diziye aitti. Siyah beyaz bir filmdi. Bir adam bir bara giriyor epeyce içiyordu. Bir kaç kadehi yuvarladıktan sonra yanındakine zencilerden (bu kelimeyi asla kullanmam. Bu o adamın kelimesi) nefret ettiğini, onların yaşam hakkının olmadığı, hepsinin öldürülmesi gerektiği gibi saçma sapan fikirleri ateşli bir biçimde anlatıp duruyordu. Sonra sanırım birileri onun saçmaladığına karar verip onu bardan dışarı atıyordu.Tam kapıdan çıktığı anda beyaz adamlar "yakalayın pis zenciyi, öldürün" diye bağırarak üzerine saldırıyorlardı. Neye uğradığını şaşıran sersem adam deli gibi kaçıyor bir yandan da zenci olmadığını, beyaz olduğunu, kendisinin de zencilerden nefret ettiğini anlatmaya çalışıyor, en sonunda bir derenin içine giriyor, orada nefes nefese öldürülmeyi bekliyordu. Bu sahneyi asla unutamadım. İlk kez belki de o zaman adalet üzerine düşündüm. Böyle olsa dünya düzeni, içlerinde böyle ırkçı nefretler olanların üzerlerine kendileri gibi düşünenler saldırsa harika bir şey olur diye düşündüm. 

Hatırladığım diğer sahne ise bir savaş filmine ait. Savaşta patlayan bir bomba yüzünden gözleri kör olan bir adam bir hastane koğuşunda yatıyordu. Adam, yanındaki yatakta yatan ve yine savaşta yaralanmış bir başka adamla sohbet etmeye başlıyor, söz dönüp dolaşıp gözleri kör olan adamın ırklar üzerine fikirlerine geliyordu. Kör olan adam zencilerden nefret ettiğini anlatıp duruyordu. Yanındaki adam ise ne adama karşı çıkıyor ne de destekliyor sadece dinliyordu. Sonra kör olan adamın gözleri açılıyor ama o ameliyattayken yan yataktaki adam ölüyordu. Gözleri açılan adam hemşireye onun en iyi dostu olduğunu söylüyor ve şimdi nerede olduğunu soruyordu. Hemşire ise onun öldüğünü söylüyor adam ağlamaya başlıyordu. Ve adam daha sonra bir şekilde yan yataktaki adamın zenci olduğunu öğreniyor ve bunca zaman adama aslında sürekli hakaret ettiğini ve onun tek kelime etmeden kendini dinlediğini kederle fark ediyordu.  Bu sahne bana önyargının saçmalığını öğretmiş olmalı. Eğer kör olsak herkesin birbirini dinleyeceğini, seveceğini belki de...

Bana çocukluğumdan kalan iki sahne bunlar. Daha pek çoğu var aslında ama bunların üzerine düşünmüş olmalıyım ki aklıma kazınmış. Ne acaip değil mi hatırladıklarımızın aslında bugünkü fikirlerimizin kökenini oluşturuyor olması. Ne hatırlıyorsak onların toplamında oluşmamız ne acaip...Siz neler hatırlıyorsunuz merak ediyorum. Çok eskiden aklınıza kazınmış sahneler var mı sizinde?

Fotoğraf: examiner

2 yorum:

  1. Daha bugün birine yazmıştım: Hayat tecrübelerimizin toplamı ve her şeyi onlar şekillendiriyor diye.

    Benim alanım dolmakalemler. Ve ilk dolmakalem insanı çok etkiliyor. Eğer ilk dolmakaleminizi sevmişseniz, ona benzer kalemler arıyorsunuz hep. Bu yüzden, hatırlamasak bile, yaşadığımız, gördüğümüz, işittiğimiz her şey, bir şekilde bizi bugün olduğumuz kişiye getiriyor.

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Galiba bu yüzden de bırakın başka insanları kendimizi bile çözmemiz imkansız hale geliyor. Bizi etkileyen ve oluşturan şeylerin hepsini birden bilmek, görmek mümkün mü?

    YanıtlaSil