Kitap Siraküza’ya saldıran Atinalıların mağlubiyetlerinin
ardından şehirdeki taş ocağındaki esaretleriyle başlıyor. Kitap boyunca Lampo
ve Gelon tiyatro oyunu sergilemek için giriştikleri maceraları okuyoruz. Kitap Gelon
ve Lampo’nun Atinalı esirlerden bir tiyatro ekibi kurmaları, oyunun
sergilenmesi ve devamında gelişen olaylarla sürüyor.
Bu nefis kitabın asıl etkileyiciliği ne sürükleyiciliğinde ne
de bu kadar sade ve etkileyici bir dille yazılmış olmasında. Onun
etkileyiciliği; insan yüreğindeki sevginin ve merhametin, dayatılmış kine baskın
gelmesini böyle şahane bir hikâyeyle anlatıyor olmasında. Şunu bir düşünün;
birileri savaş çıkarmaya karar verir, başka bir ülkenin topraklarını, ganimetlerini
istemektedir. Size savaşmak zorunda olduğunuzu söylerler, neden diye
soramazsınız çünkü bu bir emirdir ve siz gitmek zorundasınızdır. Oysa belki
çoğunuz savaşın dünya üzerindeki en korkunç şey olduğuna inanıyorsunuzdur, o ülkenin
hiç tanımadığınız insanlarının canına kıymak istemiyor, ölüme gitmek için sebep
bulamıyorsunuzdur. Ama fikirlerinizi kimse dinlemez ve sizi hiç bilmediğiniz
topraklara yollarlar. Sizden büyük bir zafer isterler. Gider ve o dilini bile bilmediğiniz insanları
öldürmeye başlarsınız, onlar da sizi öldürmeye, ölür ve öldürürsünüz. Sonuçta
toprak kana bulanır, üzerini cesetlerden bir halı kaplar, evler yıkılır,
şehirler yok olur, tüm bunların yanında insanoğlunun yarattığı güzellikler de
tarihin sayfalarına gömülür, inşa edilmiş nefis binalar, kitaplar ve
kütüphaneler, heykeller ve resimler, insanın insan oluşunun en güzel yanı olan
sanata dair her şeyin üzeri kanla kaplanır ve bunlar da her şeyler birlikte
toprağa gömülür. İşte bu kitap insanın, o en güzel tarafından bir parça
kaybolmasın diye uğraşan iki adam hakkında. Ve adı muhteşem zaferler çünkü güzel
yürekli ve cesur iki adamın dünya mirasını korumak adına yaptıklarını
anlatıyor. Ve elbette savaşın iki tarafı olan insanların aslında birbirlerinin
düşmanı değil, savaşın birer kurbanı olduklarını da.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder