05 Mayıs 2015

antrenman

İnsanın kendine süpriz yapması şahane birşey. Dün akşamüstü iş çıkışı öyle üşendim ki eve gitmeye, şeytan dedi "atla taksiye, uğraşma dolmuşla falan" Yok dedim şeytana, bunu öyle sık yaptım ki tembelliğim tavan yaptı. Şimdi biraz zorlanma vakti. Neyse yürüdüm dolmuş durağına. Ben daha varırmaz dolmuş önümde geldi durdu. Keyiflendim tabi. Bunun doğru verilmiş bir kararın ödülü olduğuna hükmettim. Boş koltuklardan birini seçip güzelce yayıldım. Önce telefonda biraz gezineyim dedim sonra dedim ki zaten tüm gün internetteydim, iki ağaç göreyim, insan, bulut, mavi gök, trafik lambaları, okuldan dönen çocuklar falan... Tüm görüntüler hızlı bir film gibi akıp gittiler dolmuşun camından, iyi geldi. 

İndim dolmuştan. Bacaklarım hantallaşmış, hiç yürümek istemiyorlar diye düşünürken, o mavi gök, sakince atılan adımlar, sokaktaki insanların sesleri, fırınlardan gelen enfes kokular, kendimi bile şaşırtacak bir biçimde ilaç gibi geldi örselenmiş zavallı ruhuma. İşte insan kendine süprizli bazen. Aslında istemediğini sandığın birşeyi yaptığında nasıl da keyif alıyorsun. Demek ki bazen istemediğin halde kendini biraz zorlamalı. Hele de benim gibi disiplinsiz, keyfinden hiç ama hiç ödün vermeyen insanlar için bu birazcık da kendini terbiye etme metodu olabilir. 

Dün bir kitap okuyordum. Mutluluk üzerine bilimsel bir araştırma. Orada Antik çağ filizoflarının mutluluğun yolunun antremandan geçtiğine dair söylemleri vardı. Çünkü muhtemelen onlar daha o zamanlardan hepimizin hamurunun yayılmaya, cıvımaya eğilimli olduğunu keşfetmişlerdi. Ben de antik çağ filozoflarına kulak vermeye karar verdim. Bugüne kadar sere serpe yaşadığım ve elle tutulur birşey yapmadığım hayatın arkamda bir yerde kalmasının hiç de fena bir fikir olmadığını düşündüm. Biraz disiplin başlarda keyfimi bozardı evet ama sonrası için sanırım şu anki gidişattan çok daha iyi olurdum. 

Mesela yazmak konusunda durumum Sylvia gibiydi. İçimde alev alev bir yazma isteğiyle masa başında elimde kalemim önümde enfes beyaz bir sayfa öylece kalakalıyordum ki beş dakika sonra içimdeki istek sönüp sanki hiç var olmamış gibi beni karanlıkta bırakıyordu. Benim yazmak isteğimin kökeninde kusma isteği yatıyordu. Kelime kelime kusup rahatlama, zehirlerimden arınma ve bunun gibi şeyler. Herkes aslında delirmemek için yazar, çünkü inanın bana kafanın içinde ne kadar çok kelime birikirse patlamaya o kadar yakınsındır. Mesela öfkelendiklerinde susmamacasına konuşan kadınlar da bu yüzden öyle delirmiş gibi art arda sıralarlar sözcükleri. Düşük çeneli olmak değildir dertleri, onlar sadece kendi düşüncelerinden zehirlenmemeye çalışıyorlardır. Ama bu başka bir konu elbette...

Velhasılı, biraz disiplinin beni öldürmeyeceğine karar verdim. Sigarayı da azaltırım belki hem... Daha uzun yaşarım böylece, hey yavrum hey.... Daha uzun yaşar daha çok acı çekerim. Çileci tavrına kurban olduğum...

Resim: Christian Schloe

3 yorum:

  1. sigarayı bırakıp sakız çignemeye başlama sakın.bi blogda okumuştum oda erken öldürüyor insanı.

    YanıtlaSil
  2. ben sigarayı bırakalı 32 gün oldu.çok pişmanım gerçekten.az için ama her zaman için.

    YanıtlaSil