13 Şubat 2015

cuma mektupları- bulutlu bir gök altında

Kardeşim,

Pencerem duvara bakıyor. Buna rağmen göğün kararan bulutlarını görebiliyorum. İçimi hüzün kaplıyor. Ne garip değil mi; içimizi kaplayan hüzün ince jilet kesikleri atarken yüreklerimize, kelimelere döktüğümüzde garip bir romantizme bürünüyor. Tüller arasında bir gelin gibi, siyah kostümünü nasıl da saklıyor. 

Sana bir Mayıs sabahını anımsatan kelimeler yollamak istiyorum ama parmaklarımdan soğuk bir Şubat hüznü dökülüyor. Mevsimdendir diyeceksin belki ama değil. Sabah bu güzel ülkenin tıpkı zalim bir canavar gibi kendi çocuklarını dişleri arasında öğüttüğünü düşünüyordum. Mandalina ağacının yanında durmuş bir gökyüzüne bir de ağacın rüzgarda hafifçe salınan dallarına bakarken bunları düşünüyor olmamam pek hayra alamet değildi elbet. Hala bir ağaç varken bahçemde, gökyüzünü görebilen gözlere sahipken hala, bu kabusvari düşüncelerle güne başlanır mıydı hiç? İçimizde umut olmadığı sürece, birşeylerin değişeceğine, değiştirebileceğimize inancımızı kaybettiğimiz müddetçe o canavar korkunç kahkahalar atarak günden güne semirmeyecek miydi? Kendine gel dedim neden sonra. Kendine gel. Teslim olma, dik dur ve asla taviz verme.

Oldum olası kendimi kurban gibi hissetmekten nefret etmişimdir. Kendime acımaktan hep geri durmuş, ne kadar zorlanırsam zorlanayım başımı dik tutmayı becerebilmişimdir. Kolumun kanadımın kırıldığını hissettiğim zamanlarım olmadı değil ama ben hep iflah olmaz bir inatçı olmuşumdur. Şimdi ise bırak kolumun kanadımın kırılmasını, paramparça olmuş hissediyorum. Hakikatin binbir düzenbazlıkla gizlendiği dünyada bir canavara karşı durmaya çalışan Don Kişot gibiyim. Öyle ya belki de arkamdan alay bile ediyorlardır. Tüm bu pisliği "dünya böyledir" diye kabul eden o koca güruhla çepeçevre kuşaltılmışsan ancak alay konusu olmaktan başka birşey olamazsın değil mi?

Benim bildiğim ve tanıdığım hemen hemen herkes teslim oldu gidişata. Ve ben burada küçücük bir alanda tek başıma kalakaldım. Yalnızlıktan değil de insanoğlunun hamurunun bu kadar bozuk olmasından dehşete düştüm. Tüm kaleler ele geçirildi kardeşim. Çoğu el ayak yalayarak kalenin içinde kaldı. Bense kale duvarına kusup duruyorum. Senin yanımda olduğunu bilmek istiyorum. Sırtımda duran elini hissetmek istiyorum. Bu kadar karanlık bir insan için çok ağır kardeşim. Gözlerindeki aydınlıkla yeniden umutlanmak istiyorum.


Fotoğraf: Şuradan

3 yorum: