19 Aralık 2014

Kafamda bir tuhaflık

Hayır size Orhan Pamuk'un son romanından söz etmeyeceğim. Sözünü etmek istediğim şey, aslında hepimizin kafasında bir tuhaflık olduğu. Hoş, tuhaf tam olarak nedir onu da tanımlamak pek mümkün değil ya sonuçta sana tuhaf gelen bana normal geliyor olabilir. 

Bir süredir düşünce zincirimizin nasıl ilerlediği üzerine düşünüyorum. Şu bir anda kederleniverdiğimiz ama sebebini bilemediğimiz halleri, birden içimizi her nedense sevincin kapladığı durumları ve bunları neyin tetiklediğini. Düşünce zincirindeki tuhaflık mı, dış etkiler mi yoksa başka birşey mi bunu merak ediyorum. Bu yüzden de sıradan bir günde sıradan birşey yaparken ne düşündüğümü gözlemeye karar verdim. İnsanın zihninin akışı gözlemesi ve bunu kendinden ayrı bir varlıkmış gibi yapmaya çalışması çok tuhafmış sahiden. İşten çıkıp eve doğru giderken kendi düşüncelerimi aklımın bir bölümüne not aldım. Bu yüzden aşağıda yazacaklarım bilicimin akış yönünde ilerleyecek. 

İş çıkışı yolda yürüyen ben'in kafasından geçenler;

Havada soğumuş. Bir an önce eve gitsem, şöyle sıcak bir çorba olsa. Mercimek. Evet mercimek şahane olur. Çok mu kalın giyinmişim? Neredeyse hareket edemiyorum. Şu kıza da bak sen incecik bir hırkayla dolaşıyor. Hiç üşüyormuş gibi bir hali de yok. Oh oh durakta dolmuş var. Koş koş kaçırma. Ohh şahane oturacak yerde var. Hayır hayır benim yanıma oturma Amy Winehouse. Git bak arkada bir teyze var onun yanına otur. Ah oturdun bile di mi? Bu arada saçına bayıldım. O tepedeki kabarıklığı nasıl yaptın acaba? Yok hayır benim tercih edeceğim bir model değil bu ama başkalarında görünce hoşuma gidiyor. Sahiden bayıldım. Ama parfümün için aynı şeyi söyleyemeyeceğim Amy. Neden hepiniz ya Gucci Rush ya da Hypnotic Poison'un taklitlerini kullanmakta ısrarcısınız anlamıyorum ki? Dünya kadar hafif ve zarif koku dururken neden bu ikisi? Hem şunu da düşünmelisiniz, parfüm özel birşeydir, kim herkesle aynı kokmak ister ki? Ben istemem şahsen. Amy hasta galiba. Oturduğu dakikadan itibaren en az elli kez burnunu çekti. Arada da öflüyor. 

Bu kadar kısa mesafede kaç durak var ya? On yaşlarında kocaman gözlerinde nedense korkmuş bir ifade olan bir çocuk bindi. Dolmuşa binerken arkasına dönüp "sen söyle" dedi. Görünmeyen bir adamın sesi "bu çocuğu bilmem ne durağında indir abi"  dedi dolmuş şoförüne. Kapı kapandı hareket ettik. Dolmuş şoförü, kapının yanında dikilmekte olan şaşkın çocuğa babacan bir tonda "oğlum senin dilin yok mu? ne diye sen söylemiyorsun" dedi. Adamın fırça gibi bıyıkları var. Tam bir çizgi film kahramanı. Çocuk hala ayakta dikiliyor. İkinci sırada oturan bir adam çocuğa oturmasını söylüyor, "düşersin Allah muhafaza otur" diyor. Çocuk öylece bakıyor nedense. Bu çocuk muhtemelen ilk kez tek başına dolmuşa binmiş. Bu kadar yabancı ile bir arada olmaktan mı tedirgin doğru yerde inememekten mi korkuyor? Dolmuşta herkes ona odaklandı. Arka sıralaradan bir teyze "anahtarını mı yitirdin yavrum" diyor. Nereden bu kanıya vardı hiçbir fikrim yok. Çocukta hiç tepki yok. Öyle bakıyor.

Amy Winehouse bir gayretle ve incecik bir sesle "Bu dolmuş nereye kadar gidiyor?" diye bağırıp beni yerimden sıçratıyor. Dolmuş şoförü "eski hastaneye kadar gidiyoruz" diyor. Sesinde öyle bir ton var ki sanki okula götürdüğü çocuklara "haydi bugün okulu kırıp pikniğe gidiyoruz" diyormuş gibi. Birbirini hiç tanımayan bütün bu insanlarla birden bire "biz" oluveriyoruz. Parkta duruyoruz, "biz"den ayrılıp iniyorum. Amy Winehouse'un etkisiyle Rehab'ı kısık sesle söylüyorum. Artık bütün akşam çalacak bu şarkı kafamın içinde. Pek güzel. İstesem de susturamayacağım. Takıldım mı takılıyorum. Önümde yürüyen adam sanırım dua mırıldanıyor. Onu geçip karşı kaldırıma doğru yürüyorum. Şu ara sokaktan geçeyim. Kestirme olsun. Yol öyle acaip öyle çukurlarla dolu ki bata çıka gidiyorum. Yolun böyle olduğunu bilmeyen biri beni görse kafamın iyi olduğunu sanabilir hatta bundan emin bile olabilir. Zira hayatımın en dengesiz yürüyüşünü yapıyorum. Önüme bakarak yürüyeyim de çukurlara düşmeyeyim. 

Biri yere tam içilmemiş bir sigara atmış. Neden acaba? O an sigarayı bırakmaya karar vermiş olabilir mi? Belki yakmıştır, öksürmeye başlamıştır ve "içmeyeceğim ulan seni" deyip atmış, güzelce de çiğnemiştir. Belki de tam yaktığı sırada bir telefon gelmiş ve koşarak bir yere yetişmeye çalışmıştır. Belki yürürken bir arkadaşı arabayla denk gelmiş "hadi atla" demiştir. Ya da sigarasını yakan bir yeni yetme karşıdan dayısının geldiğini görüp can havliyle atmıştır elindekini. Bütün bunlar olmuş olabilir. Bu önemli değil. Asıl önemli olan benim az içilmiş bir sigara üzerine neden bu kadar düşünüp durduğum.

Düşünmek iyi aslında böyle abuk sabuk şeyleri. Bak yolu yarıladım bile. Hala kafamın içinde Rehab çalışıyor. Aman Allah'ım karşımdan bir Amy Winehouse daha geliyor. Ne bugün böyle herkes Amy olmuş. Ölüm yıldönümü mü? Bu sokağa bayılıyorum. Bir fırın var sokakta ve mis gibi ekmek kokuyor. Çok acıkmışım galiba. Farketmemiştim şimdi ekmek kokusunu duyunca... Of sahiden çok açım. İkinci bir dolmuşa daha bineceğim ve on dakika sonra evimdeyim. Evim ne güzel kelime. Hele soğuk kış günlerinde daha da güzel. 

Gerçekten düşüncelerin izini sürmek çok tuhaf. Dış dünyaya fazla dikkat etmediğini sanan ben aslında hiç de öyle olmadığımı tam aksine görüş alanıma giren hemen herkesi ve herşeyi bir belgesel izler gibi izlediğimi anladım. Ama düşüncelerin izini sürmek onları bir kenara not almak, kağıda değil tabi kafanın içine, ciddi manada çok yorucuymuş. Bunu bir daha yapacağımı sanmıyorum. Ama imkan olursa bir kez denemenizi tavsiye ediyorum. Belki bilmediğiniz bir yanınızı keşfedersiniz.

Fotoğraf: my modern met
Not: Bu arada yazıya başlık olarak aldığım Orhan Pamuk'un yeni romanı sahiden güzel. Ben keyifle okuyorum. 

5 yorum:

  1. geneldedüşüncelerimizin ondadokuzu boş şeyler ama işte yaaa düşünmemek daha iyi ki :)

    YanıtlaSil
  2. süperdi, gerçekten bayıldım ve ben de denemeliyim diye düşündüm, bu kadar hoş şeyler ortaya çıkacağını sanmıyorum ama:)) buarada ben de Kafamda Bir Tuhaflık'ı okuyorum, gerçekten çok güzel:)

    YanıtlaSil
  3. Bir gün içinde neler düşündüğümün bir çeteresini çıkarmamı isteseniz. Herhalde Yapamazdım ama bugün sıradışı bir düşücemi paylaşabilirim. "yatağımda uzanmış kırık bacağımın ağrısının dış dünyanın gürüntüsü ile sinir uçlarımda yaptığı baskıyı hissederken. -acaba. Dedim: 'tüm soruların bir cevabı varmıdır.' bu öyle -iki kere iki kaç eder. Veyahut - hayatın anlamı nedir. ... Gibi basit ve kafa karıştırıcı sorularla değil. Daha can alıcı ve herşeyi parça parça açıklığa kavuşturacak sorular olmalı. Acaba dedim. Kafamdaki tüm sorular cevaplanırsa.. Nasıl bakarım bu dünyaya - kısacık hayata... Şuna bakın. Tüm cevapları almış olsam bile soruların ardı arkası kesilmiyor. Sonrasında insan aklı sürekli yeni yeni sorular türetiyor. Belkide sorularımızın bir sonu yok. zaten tüm sorulara cevap verecek bir muhattap bulmuş değiliz. Belkide Bulduğumuzda tüm o sorularada gerek kalmaz. :)=

    YanıtlaSil
  4. dipnot: orhan pamuğu sevmem. Amy Winehouse 'a bayılırım...

    YanıtlaSil
  5. DEEPTONE: Sahi düşünmemek daha mı iyi? Belki bazen ama her zaman değil sanki.

    EREN O: Bence denemelisiniz. İnanın aslında kafamızdan geçip giden çoğu şeyi ancak bilinç devreye girdiğinde farkediyoruz. İnsan kendi kendini bile şaşırtabiliyor.

    TEMBEL Kİ: Bunu ben de sık sık düşünürüm, tüm sorular cevaplansa nasıl olurdu diye.. Ama dediğin gibi soru türetme konusunda ustayız, ucu bucağı yok soruların :)

    YanıtlaSil