15 Aralık 2014

bir yabaninin sosyal medya ile imtihanı

Facebook'a çoğu zaman okuduğum kitabın fotoğrafını ya da o kitaptan bir parçayı koyarım. Geçen gün yine çok severek okuduğum bir kitabın fotoğrafını paylaştığımda bir arkadaşım (başka bir şehirde yaşayan ve günümü nasıl geçirdiğimi bilmeyen bir arkadaşım) şöyle bir yorum yazmış, "okumayı bırak da biraz dışarı çık" Gülümsedim ve şöyle cevap verdim "nereden biliyorsun dışarı çıkmadığımı?" 

O yorumun ardından şunu farkettim; sosyal medyada neysek başkalarının gözünde de O'yuz. Mesela ben dur durak bilmeden okuyan biriyim muhtemelen insanların gözünde. Keşke öyle olabilsem ancak ne buna zamanım var, ne de yorgunluktan heder olmuş gözlerimin hali... Herkes sosyal medyayı farklı biçimlerde kullanıyor. Kimi öfkesini kusuyor, kimi "aman ne kadar eğlendik ne kadar eğlendik zaten durmaksızın eğleniyoruz, öyle eğlenceli bir hayatımız var ki" demek için, kimi canından çok sevdiği bebeğinin güzelliğini göstermek için, kimisi akıl vermek için, kimisi kıyasıya eleştirmek için kullanıyor. Elbet herkes istediğini yapmakta özgür. Farklı olan herşeyin bakışımızı genişlettiğine inanan biri olarak kimseyi ne ayıplıyor ne de kınıyorum. Benim derdim, sosyal medyada aslında olmadığımız kişiler olup olmamakla ve bunu aslında farkında olmadan yapıyor olmakla...

Facebook'un insanları depresyona soktuğu hakkında bir yazı okumuştum. Diyordu ki, insanlar hep eğlenirken, mutluyken çekilmiş fotoğraflarını koyuyorlar ve biz de sanki herkes mutlu bizim hayatımız çok renksiz sanıyoruz. Doğrudur. Siz hiç salya sümük ağlayan depresyona girmiş birinin poz poz fotoğraflarını gördünüz mü? Zira depresyon hayatta hiçbir şeyi önemsemediğin bir durumdur ki aklına ne facebook gelir ne de twitter. 

O yorumdan sonra pek çok kişini profillerine girip baktım. Evliya Çelebi seyahatnamesine taş çıkaranlardan, aklını hükümetle bozmuş olanlara, dinini facebook üzerinde yaşayanlardan, hayatını lavaboya gittiği vakitler hariç kare kare fotoğraflayanlara kadar pek çok değişik profilde gezdim durdum. Sonra kendi profilime baktım ve çocuğa hak verdim, sahiden de çizdiğim imaj yemeden içmeden okuyan birinin imajıydı. Asıl sorun olmak istediğim ya da insanlara vermek istediğim imajın bu olup olmadığıydı ki uzun zamandır imajını umursamayan biri olarak kimin ne anladığının aslında pek de önemli olmadığına karar verdim. 

Peki ya ben insanları o kolaycı şemalarla mı tanımlıyordum. Yukarıda yazdıklarıma bakarsak evet. Muhtemelen "hımmm bu çok geziyor, azıcık otur da oku kendini geliştir. Hey dur bakayım "çok okuyan mı bilir yoksa çok gezen mi?" sorunsalı henüz çözümlenmemişken kimin kendini geliştirdiğini nereden bileceksin seni ukala" diyor olabilirdim. Ya da "o bar senin bu bar benim gezmeye devam edersen içkinin dozunu artık ayarlayamayabilirsin. Hem hergün içmeye nasıl dayanabiliyorsun ki? Hey hey dur bakalım belki de bütün bu gezdiği yerlerde meyve suyundan başka birşey içmiyor" Belki de şöyle diyorumdur, "Ah ne sevgi dolu bir anne. Aslında çok sinirli bir kadındı anne olunca herhalde şefkat dolu bir kadın olmuş. Ya o minicik çocuğu dövüyorsa? Olabilir mi? Yok canım yapmaz, minicik daha. Yok hayır hayır mümkün değil" 

Bir de şöyle enteresan sorularla karşılaşıyorum; "profil fotoğrafımı neden beğenmedin?" Nasıl yani ya? Sen bir profil fotosu koydun, kaç kişinin beğendiğini saydın ve kimlerin beğenmediğini tespit edip o kişileri bulup neden beğenmediklerini mi soruyorsun? Bence bu ciddi bir problem. İnanın bana şunu diyeni bile duydum, "Onu arkadaşlıktan çıkardım, çünkü uzun zamandır koyduğum hiçbir fotoğrafımı beğenmiyor" Allah'ım bende mi bir sorun var yoksa bu sosyal paylaşımlardaki profilleri ile özdeşleşip orada olup biten birşeyi sevgi işareti ya da hakaret olarak kabul edenlerde mi?  Bu insanlar 15-20 yaş grubu olsa tamam anlayacağım ama hepsi yetişkinler. 

Benim gibi sosyal paylaşım sitelerinde çok az dolaşan zaman zaman tamamen ilişkisini kesen biri için bu mantığı anlamak elbette zor. Gerçekten tüm arkadaşlarının herşeyini anında görüp anında tepki verenleri ve bunu sıkılmadan yapanları anlamak hele imkansız. Hayatta hiçbir şeyi uzun müddet sürdüremeyen bir türe dahil olduğum için olabilir, yabani olduğum ve bir odada sessizce kimse ile ilgili birşey duymadan uzun sürelere oturabildiğim için de olabilir. Ama ben gerçekten ama gerçekten bu sanal dünyayı kavrayıp, içine giremiyorum.

Resim: Fred Calleri

4 yorum:

  1. Ben seçimimi facebook kullanmamak, twitterda haber okumak ve instagramda kitap+yeni yer paylaşımları olarak kullanıyorum. Bilmem iyi mi yapıyorum; ama burnuma dayatılan ' o eğlenceli ve çook sosyal ' baloncuklar rahatsız etmeye başlamıştı.

    İstediğin ve ihtiyacın olduğunda bir nefes kadar yakın olmalıyız arkadaş dediklerimize..sosyal medya camdan bir dünya bence..

    Sevgiyle..

    YanıtlaSil
  2. Günümüz insanı gitgide kendine ve çevresine yabancılaşıyor. Bunun sonucunda sanal alemde varlığını var oluşunu olmak istediği insanı gösteriyor. Sizinde dediğiniz gibi insanlar kendilerini olduklarından farklı gösteriyorlar. Beni şu kadar insan beğendi diyerek hava atma davranışları içinde. Ya da bulundukları mekanın yerini belirtiyor. Bel ki de kendisinden kaçarak kendi yalnızlığından kurtulmak istiyor.
    sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
  3. belkide insanlar arasında görüş tarzları kadar hissetme tarzlarıda vardır. (Stendhal)

    YanıtlaSil
  4. müthiş tesbitler, ""Onu arkadaşlıktan çıkardım, çünkü uzun zamandır koyduğum hiçbir fotoğrafımı beğenmiyor", bu benim başıma geldi:))

    YanıtlaSil