31 Ekim 2014

çay bardağı, kahve fincanı ve kestirme yollar...

Annem aldığımız yeni eşyaları sonra kullanılmak üzere saklıyor. Bu "sonra"nın ne zaman olduğu eşyanın ne olduğuna göre değişiyor. Örneğin yaldızlı çay bardakları misafirler için kullanılmak üzere özel kutusunda bekliyor. Annem, içinde 12 tane çay bardağı ve çay tabağı bulunan o koca kutuyu nereye sığdıracağını bir türlü bilemiyor, her seferinde söyleniyor. Şu ana dek o çay bardaklarını kullanmaya layık gördüğü bir kaç grup misafir oldu; Hepsi aynı anda konuşan ve dışarıdan bakıldığında bir arı topluluğunu andıran gün arkadaşları ve kardeşimin eşinin ailesi. 

Bir gün ona fark ettirmeden tüm o bardak ve tabak grubunu saklandıkları kutudan çıkardım ve hepsini günlük kullanılan bardakların önüne güzelce dizdim. Ardından da felsefi konuşmamı yapmaya hazırlandım. Bu konuşma şöyleydi, "Bak anneciğim, sen böyle yaparak eşyaya hizmet ediyorsun. Oysa eşya bize hizmet etmek için var. Şöyle düşün, bardakları koyacak yer bulamıyorsun, sürekli o kutunun çok yer kapladığını, başına bela olduğunu söylüyorsun. Gel biz bu bardakları kullanalım. Günlük bardaklarımız şıkır şıkır olsun. Biz de senin misafirlerin kadar değerli insanlarız ve bence bu bardaklarla içmeyi hak ediyoruz." Evet tam olarak böyle bir konuşma hazırladım. Ve çok daha iyisini yaptım. Bence işe yaradı çünkü o günden bu yana o yaldızlı, süslü bardaklarla içme şerefine nailiz. Hatta bir tanesini kırma şerefine bile nail oldum ben.  Ve işte tam olarak anladım ki annem felsefemi olduğu gibi hatta daha fazlasıyla kabul etmiş. Çünkü bardak kırılınca aynen şöyle dedi, "Ohhh canın sağ olsun, üzerindeki kaza bela gitmiş" Bu kadını gerçekten seviyorum.

Geçen gün benzer bir konuşmayı F.'nin evinde yapmak zorunda kaldım. İki gün önce mini mini çiçekli narin mi narin kahve fincanlarından almış olmamıza rağmen eski kırık dökük fincanlarla kahve getirdiğini görünce, "Pardon F.'ciğim ama geçen gün sen de ben de aynı fincanları aldık. Ben o fincanlarla kahveler içtim, kuzenlerime kahveler yaptım ve sen muhtemeldir ki onları daha kutusundan bile çıkarmadın" Evlilik hazırlığında olan F. başını salladı. Tahmin ettiğim gibi yeni evi için saklıyordu. "Hayatta ne olacağını nereden biliyorsun ki" dedim. Gözlerini açıp "nasıl yani?" diye sordu. "Bak" dedim "insanlar en güzel eşyalarını hep özel zamanlar için saklarlar. Ve bu özel zamanların ne zaman olacağını, hatta gelip gelmeyeceğini bile bilmezler. Sen bugünde yaşıyorsan yalnızca bugün var demektir. Ve o bugün senin için en özel zamandır. Ben hiçbir şeyi saklamam. En değerli parfümleri evimde otururken sürerim. Kimse için değil, kendim için. Kahvemi en güzel fincanlarda, çayımı yaldızlı bardaklarda içerim. En sevdiğim kazağımı hiç acımadan evde giydiğim olmuştur. Bence sen de öyle yap. Eğer bir anda çekip gidersen hayattan inan bana o kutudaki fincanlar sevdiğin insanlar için "hiç kullanamadı zavallım" şeklinde göz yaşı sebebi olmaktan başka bir işe yaramaz.

F. akıllı kızdır. Ve değerlidir. Bazen kendi değerini unutuyor sadece. Ve sanıyorum ona bunu hatırlattım. Ben elbette insanlara yol gösteren bir filozof değilim. Sadece inandıklarını paylaşmayı seven biriyim. Çünkü inandığım birşey daha var, o da; hepimiz hayatın aynı noktalarına dikkat kesilemeyebiliriz, ama birbirimize bunları gösterebilir ve birbirimizi kestirme yoldan düzlüğe çıkarabiliriz.

Fotoğraf: Aydan Atlayan Kedi

5 yorum:

  1. Hayatın her anında aynı şeyi yapıyoruz aslında. Yanımızdakilere, en sevdiklerimize yapıyoruz kaprisimizi, taframızı. Tanımadıklarımıza en kibarız, en iyiyiz, en düşünceliyiz. İşte bu davranışın eşya kısmına yansıması da bu şekilde oluyor. En güzelleri misafirlere, en dökükleri kendimize, en sevdiklerimize.
    Çok, çok ama çok beğendim yazını.

    YanıtlaSil
  2. Çok sevdim yazınızı, çok gerçek- çok bizden :)

    YanıtlaSil
  3. Bu halkımızın yoksul hayatının getirdiği bir tür gelenek yada alışkanlık. misafirperverliğin özü belkide.. Vede daha güzel günlere olan umudun vitrindeki yansıması... bu yüzden çok da yadırgamamak gerekiyor.

    Modern hayatın bize en çok empoze ettiği şey 'anı yaşa' fikri ile onca felaket varken ne geçmişin sıkıntılarını düşünmek istiyoruz. Ne de geleceğin kaygısını çekmek...

    Yazıda bir harika...
    :)=

    YanıtlaSil
  4. KİTAPSIZ KEDİ: Çok teşekkür ederim :)

    İKİZLERİMBENİM: Çok teşekkür ederim :)

    ADSIZ: Modern hayat bize pek çok şey empoze ediyor, ancak anı yaşa fikri içi boşaltılığ saçmalanmadığı sürece çok doğru bence. Geçmişin geri gelmeyeceği ve geleceğin belirsiz olduğu düşünülünce elimizde tek kalan şey "şimdi" Bu neden yanlış olsun ki. Misafirperverlik konusuna gelince, bu toplumumuzun sahip olduğu en güzel özelliklerden biri ancak benim anlatmak istediğim misafire önem verilmemesi değil, kendimize en az misafirimize davrandığımız şekilde değer vermek ve özenli olmak. İnan bana insan eğer kendisine değer verirse başkalarına çok daha özen gösterir.
    Çok teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  5. Evimizin en güzel ve geniş odasını misafir odası olarak düzenleyen, sonra da kapısını çekerek, evin diğer kısımlarına sıkışmaya çalışan bizler. Bu mantığı hiç bir zaman anlayamamışımdır. Güzel bir noktaya temas etmişsin. Teşekkürler...

    YanıtlaSil