24 Eylül 2014

hırsız, şeytan ve kitaplar

Dışarıda misler gibi bir yağmur var. Masanın başında oturmuş pek acaip şeyler düşünüyorum. Saçma sapan kuruntuları yenmek için kah dekorasyon fotoğraflarına bakıyorum kah tek kelimesini anlamadığım yazılar okuyorum. Dikkat dağınıklığım hat safhada. Düşüncelerimi kontrol edememeyi bir yana bırak ne düşüneceğimi bile kestiremiyorum. Kafamın içini ancak hırsız girmiş bir odaya benzetebilirim. Herşey dağılmış, parçalanmış bir biçimde ve ben o odayı nasıl toparlayacağım konusunda en ufak bir fikre sahip değilim.

Yıllar önce evimize hırsız girmişti. Eve döndüğümüzde eve girenlerin birşey almadığını ancak akıl dışı bir kötülükle eve zarar verdiğini görmüştük. Kötülükle ilk tanışma... Gerçekten iğrençti. Tüm sıvı şeyler yerlere dökülmüş, üzerine pudra serpilmişti. Kilimler ağaç tutkalla birbirine yapıştırılmış en kötüsü de yataklarımız tuvalet niyetine kullanılmıştı. Öfkeden, şaşkınlıktan akan gözyaşları ve bu kadar kötülüğü anlayamayan bir zihin kalmıştı geriye...

Aklımın içini düşündükçe hep bu sahne geliyor aklıma. Zihni bulandıran, aklı dağıtan kötülük nedir diye düşünüyorum. Sonra alaycı bir gülümseme ile cevap veriyorum kendime, "kötülükten bol ne var, aç televizyonu" Hangi akıl sağlıklı kalabilir bu devirde, diyorum. Sahi hangi akıl? Kişisel tarihimizdeki kötülükleri bir yana bırakırsak... Offf ne diyorum ben ya. Kötülük hep vardı ve hep var olacak. Ve biz bunun üzerine boş boş konuşmaya devam edeceğiz.

Neden söz ediyorduk? Evet dağılmış dikkat ve bulanmış akıl. Size de olur mu bilmem ama benim aklım hep o zamanlardaki ruh halime göre şarkılara takılır ve romanların, öykülerin içinden cümleleri bulur çıkarır. Bu ara Orhan Pamuk'un Yeni Hayat'ının ilk cümlesi dönüp duruyor aklımda, "Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti" Tüm okurların hayalidir gibi gelir bu bana. Bir gün öyle bir kitaba rast geleceğiz ve onu öyle sindire sindire okuyacağız ki tüm hayatımız sihirli bir değnek dokunmuş gibi değişiverecek. Elbette bu imkan dahilinde değil ancak her okur zaten farkında olmasa da imkansızın peşinde değil midir?

Kitap demişken en son Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan'ınını okudum. Kitabın kahramanı Ömer gibi dağıldı aklım belki de. Belkisi yok öyle. Tıpkı onun gibi değiştirmek için uğraştığım ancak bir türlü başaramadığım, tüm suçu içimdeki şeytana attığım, ancak Ömer gibi tüm bu aynılığın şeytanın değil kendi kararsızlığımın sonucu olduğunu anladığım bir zamanın içindeyim belki. Kitaplar belki hayatımızı değiştirmiyor ama hep halının altına süpürdüğümüz, yüzleşmeye bir türlü cesaret edemediğimiz birşeyleri ortaya çıkarıyor bazen. Teslim olduğumuz bir hayatın bir de başka tarafı olduğunu görmemizi sağlayıp içimizde fırtınalar koparıyor. Bu yüzden kitap sarstı beni. 

Dün akşam kitabı bitirdikten sonra müthiş bir iç sıkıntısıyla yatağımda otururken "belki de olumlu bir ruh hali yaratacak kitaplar okumalıyım" diye düşündüm. Sonra da "yüzleşmekten korkuyor musun seni sersem" diye azarladım kendimi. Biraz fazla çıkışmış olacağım kendime ki şöyle tatlı bir teselli verme ihtiyacı duydum sonra, "Aslında bu korku değil de belki de zamanlama hatasıdır" Kitaplar acaip etkiler yaratıyor azizim. Öyle dikdörtgen bir kağıt yığını diye bakmamak lazım.

Şu kafa karışıklığı aslında belki de kağıda içini dökmemekten de kaynaklanıyordur. Zira ben ancak yazarak düşünebilengillerdenim. Şimdi bile az buçuk rahatladı kafam. Eve gidip kağıtlar dolusu yazsam mı?

Fotoğraf: Pinterest

4 yorum:

  1. oyle dikdortgen kagit yigini diye bakmamak lazim kesin..
    yazmak aklin yeniden sakin akmasina yardimci oluyor.. kesin..
    atalet

    YanıtlaSil
  2. Yazarak düşünebilengiller bunu sevdim :D

    YanıtlaSil
  3. 26 ağustos 2006 tarihli. eve giren hırsızın yarattığı infialin yazısı..
    http://blog.milliyet.com.tr/kalanlari-harabeye-cevirdikten-sonra---/Blog/?BlogNo=5110

    YanıtlaSil
  4. Unutmuşum Milliyet Blogda da bundan söz ettiğimi... Ne kadar derin iz bırakmış düşün artık hala unutulmuyor ve farklı yerlerde farklı durumlarda ortaya çıkıyor.

    YanıtlaSil