20 Temmuz 2012

Tatil insana ne öğretir?

Tatil adam olana birşey öğretmez çünkü tatil birşey öğrenmek için yapılmaz. Eğlenirsin, dinlenirsin, güneşin altında serilip yatarsın, suya dalarsın ve bütün bunları yaparken gündelik yaşamı unutmak için olağanüstü bir gayret sarfedersin. Döndüğünde ise hayatını kocaman bir çöplüğe çeviren herşeyden kurtulduğun yanılsamasına tüm kalbinle inanarak kaldığın yerden devam edersin. Evet tatil budur. Ya da tatil yaparken olması gereken budur diyelim.

Amma velakin tatilde havuzun kenarında oturup yeni planlar yapanlara da rastlanır pekala. Tüm hayatını kısacık beş günde düzelteceğine inanan akıl dışı pozitif enerji yüklü insanlardır bunlar. Bu modeller, geride bıraktıkları herşeyden öylesine çok sıkılmışlardır ki ve hatta hayatları ellerinden durdurulamaz biçimde öylesine kaymaktadır ki tatili fırsat bilip o beş gün içerisinde yaptıkları hataları bulmaya, o hataları düzeltmeye bu da yetmezmiş gibi hayata karşı yeni bir strateji geliştirmeye çabalarlar. Bu nedenle havuzun içinde çılgınca çırıpınıp duran çocuklara bakarak onlarda var olan neşenin kaynağını bulmaya onu kendi hayatlarına adapte etmeye yeniden çocukca bir neşeye kavuşmaya özlem duyarlar.

Bu tiplerin otel odaları ile de başları derttedir. Öylesine yerleşik bir yaşamı benimsemişlerdirler ki bavullarını bir tişört bulmak için darmadağın ederlerken göçebe kavimlerin nasıl yaşadıkları üzerine kafa patlatırlar. Bir yandan herşeyden uzaklaşmak ve hatta mümkün olsa sahip oldukları herşeyi yakmayı düşünecek kadar yaşamından sıkıldıkları günleri anımsarken bir yandan da evlerini ve düzenlerini neden bu kadar özlediklerini merak ederler. Başlarına dert olduğunu sandıkları tüm eşyalarına derin bir bağla bağlı olduklarına mı yansınlar, otel odalarında kendilerini bu kadar öksüz hissettiklerine mi kederlensinler karar vermezler.

Tüm bunlar kafalarının içinde olup biterken sanmayın ki tatili kendilerine zindan etmektedirler. Hayatı sürekli anlamaya çalışan kafaları bir yandan yeni bir enerji ile dolarken diğer yandan da ne güneşten ne sudan ne de bilimum tatil olanaklarından geri dururlar. Sabahları spora giderler ve yürüyüş bandının üzerinde hayaller kurarlar. Çünkü atacakları ilk adımın tohumunun bir hayalle başladığını bilirler. Havuza girer ve yüzerken o yorgun beyinlerine ve kalplerine herşeyin su gibi duru ve ferahlatıcı olacağı telkinini verirler. Geceleri yorgun başlarına yastığa koyar ve hayatlarını planlamaya kaldıkları yerden devam ederler.

Planlar... Planlar... Planlar... İşte bazılarımızın tatilden anladığı budur. Sıkıcı ve tekdüze hayatlarımızın bir yerinde verilen moladır tatil. Tüm eski alışkanlıklara veda, yeni başlangıçlara davettir. Benim de tam olarak yaptığım buydu. Neler planladın ya da yeni stratejin neler diye sormayın çünkü bu soruya cevap vermem. Sadece şunu söyleyebilirim, korkularınla yüzleş, daha cesur ol ve kalbini hep iyi tut...

fotoğraf: tatilhattı

08 Temmuz 2012

Bir münzeviyim, hayattan sessizlik dilenen...

İnsanoğlunun dur durak bilmeden konuştuğunu ve bu konuşmaların %98'inin öylesine, laf olsun diye yapıldığını son haftalarda bir güzel öğrenmiş bulunuyorum. Aslında bir kaç seçenek var. Seçeneklerden ilki benim bir böcek tarafından ısırılmış ve aldığım zehir sonucu sese aşırı duyarlı hale gelmiş olmam, diğer seçenek son zamanlarda aşırı yorgun ve sinirleri yıpranmış biri olmam sebebiyle herkesin tatile gittiği şu günlerde iş yerindeki zevzekliklere katlanamıyor olmam son seçenek ise insanların sahiden çenelerinin dizgininden boşanmışcasına işliyor olması ve benim bunu henüz farkediyor olmam. Aslında bence bu seçeneklerden ortaya karışık yapmak daha mantıklı.

Sorun belli çözüm ise henüz aranıyor. Önce kulaklık takıp müziğin kollarına kendimi bırakmayı düşündüm. Denedim de. Bu kez "oooh oh kedi hanım herkes çalışıyor siz lak lak lik liktesiniz, müzik falan..." şeklinde yorumlar aldım ki müzik dinleyerek çalışıyordum oysa. Birden bunu söyleyen serseme ekranımdaki işleri göstererek kendimi kanıtlamaya çalışırken buldum kendimi. Ne salaklık Yarabbi! Kime ne kanıtlıyorsun ve neden? Kulaklıkları fırlatıp attım. Kulaklarıma pamuk tıkmayı düşündüm. Bu kez de telefonları duymam ve olmam gereken ofisten sürekli sıvıştığım izlenimi yaratırım diye korktum. Ve buna benzer salak saçma pek çok şey denedikten sonra müdürün odasına gidip "benim tatile ihtiyacım var" diye zırlamanın en mantıklı hareket olacağına kanaat getirdim. Yaptım da. 

Müdür benim saniye başında renk ve duygu değiştiren suratıma bakıp haklı olduğuma kanaat getirmiş olsa gerek ki "tamam tamam bakarız bir çaresine" dedi. Bu kesinlik içermeyen cümle bile bir nebze içime ferahlık yaydı ve yapmam gereken işlerle dolu masama geri döndüm. Allah sizi inandırsın sanki enfes bir adada 1 ay tatil yapıp da dönmüş bir insan enerjisiyle tüm o işleri tamamladım bile.

Tatil için plan yapmaya giriştim. Ama nereyi planlasam içimdeki o ihtiyar kadın "yok yok senin kendini herşeyden ve herkesten uzak bir yere bir süre hapsetmeye ihtiyacın var" dedi durdu. Ala dedim. Beş para harcamadan kendini dinlendirip tedavi edeceğin nefis bir yöntem bu ise eyvallah dedim. Bir yere kapanıp insanlardan uzak sadece kafamın içini dinleyerek yeni planlar yaparak aklıma çeki düzen vererek geçirilecek bir haftanın hayali ile yanıp tutuşuyorum son zamanlarda. Yarım kalan herşeyi toparlayacağım, yeni başlangıçlara hazırlanacağımın hayali bu.

Bu ne saçma bir tatil hayali diyenler size söylüyorum siz hiç bir süreliğine de olsa dünya ile bağınızı koparmak istemediniz mi? Dünyadan sıkılıp onu biraz özlemenin onu daha çok sevmek için iyi bir yol olduğunu düşünmediniz mi? Eğer düşünmemişseniz henüz hayli genç olmalısınız. Ben yaşlanıyorum. Ve muhtemeldir ki bu sessizlik ve dünyadan uzak olma ihtiyacı da burada hayli uzun zaman kalışımdan kaynaklanıyor. Burada olmayı sürekli üzerine gelen bir dünya ile savaş olarak görmemden kaynaklanıyor. Her savaşta tarafların ateşkese ihtiyacı vardır değil mi kendini toparlamak için, işte benimki de tamamen buna benziyor. Daha güçlü ve daha dirençli hatta daha enerji dolu döneceğimden hiç kuşkum yok. Belki tamamen değişirim bile. Sessizliğin insana ne yapacağını kim kestirebilir ki?