09 Ocak 2021

cumartesi öğle sonrası gün ışığı, saat sesi...


"Cumartesi öğleden sonrasının gün ışığı bir başka, hiç bir anın ışığına benzemiyor" diye düşünüyorum uzanmış yatarken. Yatağın üzerinde kırmızı kareli battaniyeye vuran ışık işveli işveli oynaşıyor. Kucağımdaki kitabı kapatıyor bir süre izliyorum. "Saatin sesi bütün bu atmosfere nasıl da yakışıyor" diyorum. Birinin şapır şupur yemek yemesinden, sakız çiğnemesinden, çok yüksek sesle konuşmasından, koridorda yankılanan topuk sesinden nefret eden ben nasıl oluyor da saatin sesini seviyorum diye düşünüyorum. Ama bu sesi gerçekten seviyorum, bana huzur veriyor. Belki de onun o aynı ritmle akması her şeyin yolunda olduğu hissini veriyordur, bilemiyorum. Bir süre dinliyorum. Evet bu sesi gerçekten seviyorum.

Yıllar önce biriyle telefonda konuşurken, "nasıl gidiyor" dediğimde "rutin" demişti. Babamı kaybetmemizin üzerinden çok geçmemişti. Ona rutinin aslında her şeyin yolunda gittiği anlamına geldiğini söylemiştim. Demek ki kötü bir şey olmamıştı, akış aynen devam ediyordu. Hiç bu açıdan bakmadığını söyledi. "Sevdiğin biri öldü mü hiç?" dedim. "Hayır" dedi. "O zaman bu açıdan bakmaman normal" dedim. Babamın ölümünden günler önce ben de şikayet ediyordum "lanet olsun her şey aynı çok sıkıcı" diye. Sonra çok acı bir biçimde öğrendim ki rutin güzeldir, her şey yolunda demek olduğu için güzeldir. Ve ondan sonra ne zaman her şeyin aynı olduğunu düşünsem gülümseyip "çok şükür" dedim.

Şimdi kulağımda saatin sesi ve battaniyenin üzerinde dans eden gün ışığına bakarken de aynı şeyi düşünüyorum. Bugün her şey aynı ve bu yüzden de çok güzel. Biz, kötü haberlere, felaketlere alışkın toplumların çocukları için bu böyle belki de. Bilemiyorum. 

Kalkıp kendime bir çay doldurdum. Çorba kasesi gibi bir fincandaki çaya yulaflı bisküvi batırıp yedim. Ara sıra çocukluğa dönmek lazım dedim. Eski masumiyeti ve neşeyi hatırlatsın diye çocukken ne yapıyorsak yapmak lazım arada bir. Aklıma izlediğim bir belgesel geldi. Şifa ile ilgili aynı isimli bir belgeseldi bu. Orada bir kadın "çocukken bir yerimiz yaralandığından yarayı temizleyip unutturduk" diyordu "ve o kendi kendine iyileşirdi." Şimdi öyle miydik? Şimdi hapşırsak dehşete düşüyoruz. Oysa bedenlerimiz sandığımızdan daha da güçlü, her şeyden önce hayatta kalmaya programlı ve kendi kendini iyileştirme kapasitesine sahip. Unutuyoruz işte. İnsanız.

Sıkılmıyor musun diye soruyor bazıları. Hiç sıkılmıyorum ben. En son ne zaman sıkıldım onu bile anımsamıyorum. Benim mutlu rutinim onlara pek bir sıkıcı görünüyor sanırım. Ve bunu her nedense anlatamıyorum. Sıkıcı hayatıma güzellemeler dizdiğimi sanıyorlar. Gülümsüyorum ben de. Çünkü başka yapacak bir şey yok. 

Şimdi biraz daha o mutlu gün ışığına bakacağım. Depeche Mode'un Enjoy The Silence'ına karışan saatin sesini dinleyeceğim. Ve bu mutlu, huzurlu günün tadını çıkaracağım. 

Fotoğraf: Pexels

4 yorum:

  1. Gerçekten çok güzel ellerinize sağlık :) Bende yeni yazmaya başladım umarım sizin kadar bende başarılı olurum gtüm yazılarınız çok iyiydi. :)

    YanıtlayınSil
  2. bu söylediklerin anlattıkların o kadar ben ki :)
    rutinden niye keyif alabildiğimi ve olur olmadık her şeye neden canımı sıkmadığımı daha iyi anlayabildim okurken. birkaç arkadaşımla bir tartışma yaşamıştım o geldi aklıma pandemiden dolayı gezemedikleri için delirmiş durumdaydılar ben de sakin olup saçmalamasınlar diye konuşurken sen bizi anlamazsın sen hep polyana gibisin gezmek nedir bilmediğin için de anlamazsın yaşadığımız sıkıntıyı demişlerdi tekerlekli sandalye kullandığım için onlar gibi istediğim anda istediğim yerlere çıkıp dolaşamıyorum ama bunun eksikliğini anlayamadığımı sanıyorlardı o günden beri onlardan uzak duruyorum çoğunlukla. ve ben de çocukken en yakınımı kaybettiğim için bazı üzüntüler bana oldukça gereksiz geliyor ama yine de insanları dinleyip sakinleştirmeye çalışırken önemsiz olduğunu pek dile getirmiyorum çünkü anlayamazlar rutinin iyi bir şey olduğunu.
    yazın çok güzeldi :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben şuna inanırım; bazı insan gezer tozar ama hiçbir şey görmez ama bazısı da kafasının içinde öyle güzel gezer, okuduklarından, izlediklerinden öyle alemlere akar ki o çok gezenden çok daha fazlasını görür, içselleştirir. İşte bu ikinci tür insanın asla canı sıkılmaz. Çünkü o kalbine sıkıntı yerine güzelliği her daim her yerde zaman mekan tanımadan doldurabilir. Çok sevgiler.

      Sil

Lüküs Hayat...

Geçen gün bir arkadaşımla konuşuyorduk, "ne kadar lüks bir hayatımız varmış farkında değilmişiz" dedi. Haklıydı. Ben de bunu uzun ...