Sevgili Bayan T,
Çok yorgunum, hep yorgunum. Bunu her konuşmamızda duyuyorsun zaten. Telefonu her kapadığımda "bir dahaki sefer yorgunluktan ölsem bile söylemeyeceğim" diyorum, lakin verdiğim sözü unutuveriyorum. Belki de en yakınlarımdan biri olduğun için nazlanıyorumdur sana, ne dersin? İnsan, insanın yastığı gibi Sevgili Bayan T. Ne zaman kafamızı taşıyamaz olsak yığılıveriyor ağırlaşmış kütlemiz diğerinin üzerine.
Bana nasıl gittiğini sorduğunda, bildiğin gibi diyorum ya, yalan. Aslında pek çok şey oluyor bilmediğin. Mesela güneşli bir sabaha uyanıyor, sokağa çıkıyorum. Bu bölüm bildiğin gibi. Ama aynı sabah içinde gazete okuyan bir adamın, o gazetede yumruklanmış başka bir adamın fotoğrafına bakarken nasıl sevindiğine şahit oluyor, dehşete düşüyorum. O mavi gök siyaha kesiyor birden. İnsan nasıl bu kadar zalim olabiliyor Sevgili T? Ve nasıl bu kadar akılsız, öngörüsüz, bencil olabiliyor? O adama herşeyi unutup vicdanını dinlemesini söylerken ben, diğerleri nasıl oluyor da benim değil onun yanında yer alıyor? Ve çok merak ediyorum Sevgili Bayan T. merhametten, vicdandan nasıl böylesi uzak yaşanabiliyor?
Ben bunları unutmaya ve hayata dair umudumu kesmemeye çalışırken güneş tepeye çıkıyor, ben de dışarıya. Cafeye gidiyorum. Sen bilmezsin, hiç görmedin o cafeyi. Küçük bir yamaç var hemen kıyısında, üzeri yemyeşil çim. Alçak duvarına ayaklarımı uzatıyorum, yüzüm güneşe ve çimlere dönük. Bakıyor da bakıyorum. Ve yine, tıpkı güneşli bahar günlerinde göğün mavisine şaşıp kaldığım gibi, çimlerin yeşiline de hayranlıkla karışık bir şaşkınlık içinde bakakalıyorum. İnsanlar geliyor, yanıma oturuyorlar. Selam verip birşeyler anlatıyorlar. Çoğu çimlere bakmıyor. Bilirsin birşey seni heyecanlandırırsa, ya da çok güzel bulursan birşeyi yanında kim varsa haberdar etmek ister insan. Tam ağzımı açmış bunlardan söz edecekken adamın biri elindeki sigara paketini fırlatıveriyor oraya. Ne desem bilemiyorum. Öylece duruyorum. Sonra kalkıp alıyorum, adamın yanına gidiyorum, gülümseyerek; "bu size ait, düşürdünüz galiba" diyorum. Adam şaşkın şaşkın bakıyor. "Yooo ben onu attım oraya" diyor. Tek söz etmeden paketi masasına bırakıyor arkamı dönüp gidiyorum. Adamın yanındakilerin ona ne demek istediğimi anlattıklarını ve güldüklerini duyuyorum. Bu adamın bu olaydan hiç ders almayacağını adım gibi biliyorum. Umursamazlık bir hastalık değil midir Sevgili T.? İşte ben bu hastalıktan muzdariplerle aynı yerde nefes almaya çalışıyorum.
Sana anlatmadığım daha pek çok şey olup bitiyor Sevgili Bayan T. O narin, güzel kalbine kirli hikayeler girsin istemiyorum. İstiyorum ki sen herkesi kendin gibi sanmaya devam et. Dantelli perdelerinin ardından bak gökyüzüne, pembe çiçekli fincanından çayını yudumlarken şiir oku, ağaçlardan büyülen, çiçeklerden ve kuşlardan yine. Tüm bu çürümeden, bozulmadan, yıkımdan uzak tutamıyorum hiçbirşeyi. İstiyorum ki bir seni tutayım. Sana değmesin hiçbiri. Ama ben anlatmasam da yağıyor üzerine biliyorum....
Gözlerinden öpüyorum Sevgili Bayan T. ve o narin kalbinden de...
Resim: Itzchak Tarkay



