31 Aralık 2010

yeni yıl dilekleri

Herkes dilek ağacından bir yaprağa dileğini yazsın... Mutlu yıllar...

İlüstrasyon: Gürbüz Doğan Ekşioğlu

30 Aralık 2010

sana ve yeni hayatına...

İnsan özlemini içtiği çayla, sigarayla bastırmaya çalışıyor. Özlem tıpkı gövdemizin içinde kaynayan sıcak yakıcı bir sıvıymış gibi orada öylece dururken, çıkmasın dışarıya diye bunca çay sigara içmem. Bana kızıyorsun biliyorum. Parmaklarımın arasında duran sigaraya bakarken "içme kuzum, canım yavrum"diyorsun duyuyorum. Sus ne olur, sen kulaklarımda uğuldadıkça ben ağlamaklı oluyorum.

Ben her gün sana benzeyen adamlar görüyorum. Biri senin gömleğinden giymiş oluyor, biri tıpkı senin gibi konuşuyor bir başkası senin gibi gözlerini kısarak şakacı bir ifade takınıyor. Ve ben onlara bakarken her gün kaynayan kazanlara giriyorum. Sesin her gün her gece kulaklarıma doluyor, "kızııııım" diye çağırdığını sanıyorum bazen cevap veriyorum.

Ben seni özlemekten bitap düşüyorum, bilmiyorsun. Orada yeni bir hayatın başlangıcında duruyor olduğunu hayal edip teselli etmeye çalışsam da kendimi yine de özlemekten çıldıran ilk insan ben olurum diye korkuyorum. Ben artık içimde bir yara ile yaşıyorum. Senin eşyalarına dokundukça kanayan, seni düşündükçe kanayan, sesin kulaklarıma doldukça kanayan bir yara ile... Ve beni nasıl bırakıp gittin anlayamıyorum. Bu fikre bir türlü alışamıyorum.

Şimdi yeni bir yıla girerken dünya, senin yeni dünyanda bir bebek olduğunu sanıyorum. Tüm bu hayatın keşmekeşinden kurtulduğun için senin adına mutlu oluyorum. Bütün bunları düşünürken arkama yaslanıyorum ve artık yaslanacağım en büyük, en yumuşak, en sıcak arka-taş'ımın yerinde olmadığını korkunç bir acıyla farkediyorum. Ve sana deli gibi kızıyorum. Keşke sadece babam olsaydın keşke en iyi arkadaşım olmasaydın diyorum. Benden hem babamı hem de arkadaşımı almasaydın diyorum. Ben senin yokluğuna bir türlü alışamıyorum. Orada mutlu bir hayata başlamış ol diliyorum. Ve yeni yılını değil yeni hayatını seni kalbinden öpe öpe kutluyorum.

28 Aralık 2010

Kederkovan

Sevgili H.
Sen benim bugün tüm karanlığımı çekip aldın üzerimden. Dirseklerimi masaya dayamış otururken, derin derin iç çekerken elini omzuma koydun ve bir insan elinin, senin eline dokunduğunda ruhundaki tüm o kederi sanki kara bir tahtayı silen keçe bir silgi gibi kolayca silebileceğini gösterdin.

Sen geldiğinde ben ağlamak üzereydim bilmiyorsun. Sana gülümserken nasıl zorlanıyordum bunu da bilmiyorsun. Bir denge kurmaya çalışıyor beceremiyordum. Anlatamıyordum da derdimi. Seninle öyle karşılıklı oturduk. Sessizce. Konuşmadan anlatabiliyor, biri konuşmazken onu dinlemeyi becerebiliyorduk çünkü seninle. Sırf bunu becerebildiğimiz için bile bu kadar yakın olabilirdik aslında. Ama çok daha fazlası vardı. Hem de çok daha fazlası...

İnsanlar geldiler. Konuştular, dinledik hatta güldük bile onlarla. Onlar, ya ben iyi saklanmayı becerebildiğim için ya da gözlerimin içine bakmayı beceremediklerinden, günü her zamanki gibi geçirdiğimi sandılar. Sonra gittiler. Saklanmadım daha fazla. Çünkü senden saklanmak istemedim. İçim neyse dışım da o olsun istedim. Yüzüm karardıkça karardı. "Kaçıp gitmek istiyorum" dedim. "Hayatın şu saçma düzeninden kaçmak..." Gidiyoruz dedin. Tek söz etmedim. Akıntıya kapılmış yaprakları bilirsin değil mi, teslim olmanın huzurunu taşırlar. İşte ben de senin peşinden bir yaprak oldum. Tüm akşam sokaklarda, yeniyetmeler gibi dolaştık. "İyi geldi mi?"dedin. Gelmez mi hiç?

Sana bakarken var olduğun için teşekkür ettim. İnsanların dostluk kelimesini ne çok kullandıklarını ama asıl anlamını çoğunun bilmediğini düşündüm. Ve "ben biliyorum" dedim. "Çünkü kendi gözlerimle gördüm."

Resim: Edward Hopper

iç dökümü

Bak şimdi, sen orada öylece dururken, yüzünü buruştururken hayata, ben burada kendini adam sananlara küfrü basıyorum senin dilinden. İstiyorum ki gel yan yana duralım da öyle kızalım bütün bunlara. Bıkıyorum usanıyorum ben laf anlatmaktan, öfkelenmekten yoruluyorum.

Sabahları iç çeke çeke uyanıyorum bir de. İnsan böyle uyanır mı diyorum. Sanki biri rüyamda efkarlı şarkılar söylemiş gibi, sanki tüm gece başka bir hayatın içinde dertlerle boğuşmuş gibi... Uyanır mı insan böyle? Ben artık güzel rüyalar görmek istiyorum. Tüm o rüyalarla yaşanmamış bir hayatın intikamını almak istiyorum belki, olamaz mı? Sen rüyalarımın izleyicisi ol istiyorum. Gülümseyerek bak tüm bu gelip geçen saniyelik rüyalara istiyorum. Kal orada hiç gitme istiyorum.

Ah benim canım ben şu hayatımı ters yüz etmek istiyor bundan bir o kadar da korkuyorum. Hep o lafı anımsıyorum; "nereden biliyorsun hayatının tersinin yüzünden iyi olmadığını" diyorum. Onun gitmeden önceki son sözlerini anımsıyorum, herşeyin güzel olacağına inandığı o sözleri. Bir tek o sözlerle teselli buluyorum.

Kelimelerden kafesler yapıyorum kendime bir de. Ancak o kafesin içine girip soluk alabiliyorum. Derin derin soluyorum kendimi, ben bir tek orada kendimin farkında olabiliyorum. Zamandan ve dertlerinden, insanlardan ve dillerinden ancak burada kurtulabiliyorum. Yaşlanıyorum diyorum. Bu kadar bıkmanın, usanmanın, yorgunluğun ve üşenmenin başka türlü bir açıklamasını bulamıyorum.

Ben bu sabah ne yapacağımı bilmiyorum. Öyle dirseklerimi masaya dayamış oturuyorum. Kendime teselliler arıyor bulamıyorum. Bomboş gözlerle bomboş bir hayatın içine sitemle bakıyorum. Ben bugün ben değilim diyorum, eğer bu ben olsaydım bir kezcik olsun gülümserdim diyorum. Durup durup iç çekiyorum. Durup durup iç...

Resim: Frederick Leighton

27 Aralık 2010

Dizi dizi inciler güzellikte birinciler

Dizilerde çok acaip kadınlar var. Her akşam başka bir dizi her akşam başka acaip bir kadın.  İşte haftanın 7 günü ve o günlerin kadın karakterleri.

1-EYŞAN: Şeytanın sevgili kızı. İçindeki kötülükle bir türlü başedemeyen, şeytani zekası ile etrafındaki koca koca adamları kukla gibi oynatan kadın. İzleyende önce "şartlar yüzünden bu hale gelmiş zavallıcık" izlenimi yaratan Eyşan dizinin ilerleyen bölümlerinde güç tutkusu ile bu zavallıcık elbisesinden kurtuldu ve izleyende gırtlağını sıkıverme duygusu yarattı. Etrafındaki adamları salak yerine koymaktan gizli bir zevk duyduğu gözlerinden belli olan Eyşan "Ben babamın kızıyım" diyerek kötülüğün DNA'larda gizli olduğu mesajını verdi. Bütün bu hain planları arasında zaman bulup anne olmayı başaran Eyşan'ın tuzaklarla dolu lüks yaşamında, "onu korumak için ondan uzak duruyorum" ayaklarına yatıp çocuğu bile olsa iyi yaşamaktan ve en güçlü olmak için oynamaktan vazgeçmeyeceği ortaya çıktı. Eyşan hala dizinin şeytanı olmayı sürdürüyor.

2-CEMİLE: Cemile nam-ı diğer sabır küpü. Fedakar bir anne olan Cemile dizi boyunca yıllarca evli kaldığı adamı nasıl olup da tanıyamadığı üzerine kafa patlatıyor, bu yüzden de yüzünde hep şaşkın ve dehşete düşmüş bir ifade ile dolaşıyor. Cemile birşeyi göz ardı ediyor, adam atlamış gemisine aylarca uzakta kalmış, senin yanında kaldığı gün sayısını toplasan evliliğiniz belki yeni bile sayılabilir. Cemile nazik ve tatlı bir insan ama kocası Ali'nin davranışları karşısında zaman zaman deliye dönüyor, yüzüne tükürerek "Köpeeeeek" diye bağırıp kendi nezaketine ihanet ediyor. İşte Cemile'nin Ali'den nefret etmesi için bir sebep daha. Cemile mazlum. Ve tüm dizi izleyicilerinde korunma, kollanma duygusu uyandırıyor. Diziyi izleyen kadınların çoğu ellerinde baston ve şemsiyelerle Ali'yi bir güzel pataklamazlarsa ne kendilerinin ne de Cemile'nin rahat ereceğine inanıyorlar hatta. Cemile hala dizinin mazlumu olmayı sürdürüyor.

3-MELTEM: Her daim bronz teni, derin dekoltesi ve yüksek ökçeli ayakkabıları ile evin içinde bir kağıt anne gibi dolaşıyor. Meltem depresyonda da olsa, hasta da olsa, hatta uyumak için yatağa bile giriyor olsa hiçbir zaman güzel görünmekten ödün vermiyor. Çoğu kadının bara bilmem nereye giderken giyeceği kıyafetleri o evde televizyon izlerken giyiyor. Her zaman şıkır şıkır hali ile kocaların karılarına örnek olarak gösterdiği ve sırf bu yüzden de kadınların sinir olduğu bir tip olarak televizyon tarihine geçti. Meltem kokoş olarak dizide görünmeyi sürdürüyor.

4-MUKADDES: Eyşan şeytanın sol bacağı ise Mukaddes Yenge de sağ bacağıdır. En sevdiği oyun başkalarının yaralarına çomak sokup o yaraları kanatmak, geçmişe dair yaraların kapanmamasını sağlamaktır. Rahmi gibi bir adamı koca değil kukla olarak almıştır. Mukaddes her daim dekolte giyinir. Bahçede herkes kaban montla hatta yıldızımız Fatmagül kalın örgülü hırkalarla dolaşırken Mukaddes dekoltesini cömertçe sergiler, sabahları kırmızı sabahlığıyla konu komşuya seyirlik malzeme yaratır. Mukaddes'in tuhaf bir mizah anlayışı vardır. Bol bol güler bembeyaz dişleri ile ve gülerken gözlerinde şeytani ışıltılar oluşturur. Eyşandansa Mukaddes'in daha sempatik bir yanı vardır. Mukaddes şeytanın sağ bacağı olarak dizide var olmayı sürdürüyor.

5-GÜLLÜ: Güllü başlarda aşık bir genç kızdır. Güllü'dür sadece. Pamuk fabrikasında çalışır, havada pamuklar uçuşur, o baş örtüsünü ağzına siper eder ve kocaman kara gözleri ile Kemal'ine bakar. Ama gün olur devran döner Güllü Muzaffer'le evlenir, çiftliğin hanımı olur, adını Serap olarak değiştirir. Kemal ırgat olarak kalır. Serap zaman zaman Güllü olduğu vakitleri anımsar Kemal'i özler. Ama gün içinde çiftliğin hanımıdır o ve öyle de kalacaktır. Para mı aşk mı sorusunu yeniden gündeme taşımıştır Güllü.  Güllü para mı ve aşk mı çelişkisinde dizideki rolünü sürdüyor.

6-SİMGE: Simge sadece dizinin başrol oyuncusu Cazibe'nin papucunu dama atmakla kalmayıp tüm bu ağlak suratlı, gamlı, kederli kadınların hatta şeytan kadınların arasından sıyrılıp pek çok insanın sevdiği bir tip haline geldi. "Zaten bir sürü dert var hayatta, bir de kederli birşeyler izleyemem" diyenlerin en sevdiği tip olan Simge komedyenlerin sadece erkeklerden çıkmayacağının bir kanıtı oldu. Onca süsüne püsüne rağmen ağzı tıka bas doluyken konuşan, kendini bir sürü garip davranışlarla kepaze eden Simge yine de çekiciliğinden pek birşey yitirmedi. Simge dizi de "mağdurum ben mağdurum çok mağdurum mağdurum" şeklinde abuk sabuk şarkılarıyla kahkaha yaratmaya devam ediyor.

7-ASMİN: Nam-ı diğer Bayan Ağlak Surat. Dizi boyunca ağlamayı sürdüren Asmin'in güldüğü kare sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Asmin'in rolüne kendisini fazla kaptırmış olmasından endişe ediliyor. Günlük hayatında da kontrol edemediği bir ağlak ifadenin gelip suratına yerleşip yerleşmediği de bir diğer merak konusu. Asmin durmaksızın ağlayan yüzü ile izleyicilerin psikolojisini mahvetmeyi sürdürüyor.

Son bölümde bir kadın dergisi sorusu soralım; Haydi bakalım hanımlar söyleyin siz yukarıdaki karakterlerden hangisisiniz?

26 Aralık 2010

Yeni yıl mimi

Mim bu kez Sevgili Müge'den.

2010 yılında mutlu olduğunuz şey nedir?

Oturup şöyle bir düşününce sanıyorum genel olarak hala nefes alıyor olmak diye cevaplayabilirim bu soruyu. Belki kullanıla kullanıla cılkı çıkmış bir söz bu ama ben bunu duyarak değil bizzat yaşayarak öğrendim. Hayatın sen hesap kitap yaparken seni kolundan tutup oyun dışına atıvereceğini, bu nedenle yaptığın tüm planların anlamsız olduğunu, her ne kadar zor olsa da anı yaşamak gerektiğini, dünya seni her ne kadar şaşkına çevirse de kötü şeylere gebe olduğu kadar mucizelere de gebe olduğunu, inatla ve umutla mucizelere inanmak gerektiğini... Ve daha pek çok şeyi. İnsan hala nefes alıyorsa, her an gidebilme ihtimali sandığından çok daha fazla iken inatla hala her sabah yatağından uyanıyorsa o halde başımıza gelen tüm dertlerin de bir çaresi yok mudur? Hayat aslında kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyma fırsatı tanımıyor mudur bize? Belki sorun geçmişin içine saplanıp kör olmaktan kaynaklanıyordur ve bu yüzden bize tanınan fırsatları göremiyoruzdur, olamaz mı? Hayat bence sandığımız kadar zalim değil. O sadece iki eşit parçaya, karanlığa ve aydınlığa sahip. Önemli olan hangi tarafa odaklandığımız. Ama daha da iyisi, onu o karanlık ve aydınlık yanıyla bir bütün olarak kabul edebilip edemediğimiz. Ben 2010 yılında damla damla bunları biriktirdim. Şimdi sıra 2011'i bütün bunları, tek bir an unutmadan yaşabilmekte.

2010 yılı sizin için nasıl bir yıldı?
2010 yılı hep başkalarının başına gelir sandığımız şeyin bir gün bizim de başımıza geleceğini öğrendiğim bir yıldı.

2010 yılında yapmayı isteyip yaptıklarınız ve yapamadıklarınız nelerdir?
Benim gibi aklı ve etrafı dağınık insanlar illa ki birşeyleri unutur, yetiştiremez. Elbette benim de var yapmak isteyip de yapamadıklarım. Ama oturup onlar üzerine kafa patlatacak değilim. 2011 üzerine düşünmeyi tercih ediyorum. Ve 2011 için tek planım şu, ne istiyorsan yap ve asla erteleme.

2010 muhasebesi yapmak ve 2011 planlarını anlatmak isteyen varsa, mim sizindir. Hepinize mutlu bir yıl diliyorum. Ve hayatın, zamanın kıymetini unutmadan yaşadığınız güzel bir hayat.


Resim: Alphons Maria Mucha

24 Aralık 2010

Hep burada...

Gün içinde ben hep seninle konuşuyorum, duymuyorsun. Sana komik öyküler anlatıyorum mesela. Ben gülünce sen de gülüyorsun. O öykünün benzeri pek çok öykü anlatıyorsun sen de, benimle dünyanın trajik değil komik tarafına bakıyorsun. Öfkelendiğimde edemediğim küfürleri sen hiç sakınmadan ediyorsun. Göğsümün içinden çekip alıyorsun o alevli öfkeyi sonra. Ben sakinleşiyorum, sen üzerimdeki yatıştırıcı etkinin farkında bile olmuyorsun. Sanki hep böyleymiş gibi, sanki sen bilmediğim bir dünya ile aramda köprüymüşsün gibi hem mucizevi hem de bir o kadar gerçek oluyorsun.

Bana bir şairin ruhunu giydiriyorsun, farkında bile olmuyorsun. Sabahın ilk saatlerinde yıldızlı bir gök altında yürüdüğümü sanıyorum ben bu yüzden. Ve yine bu yüzden herkesin yüzünde açan nergisler görüyorum. Geçtiğim yollar üzerine gökkuşağından köprüler kuruluyor. Ben o köprülerin renklerine bulanıyorum, yine bu yüzden.

Sen baktığım her yerde var oluyorsun, ah bilmiyorsun. Şu karşı masada oturan adamın gülüşüne gelip yerleşiyorsun mesela. O her gülümsediğinde binlerce beyaz kuş olup başımın etrafında uçuşuyorsun. Bahçedeki çimlerin üzerinde esen rüzgar oluyorsun sonra. Sen o çimlerin üzerinde dolandıkça ben ellerini görüyorum. Nasırlarını saklıyorsun "utanma" diyorum "bu utanılacak birşey değil." Gülümsüyorsun. Ellerinden gelen toprak kokusunu sevdiğimi hiç ama hiç bilmiyorsun.

Ah sen ne çok insanın yüzünde yansıyorsun, bilmiyorsun. Bin parçaya bölünmüş de yeryüzüne dağılmış gibi, aldığım her nefeste bir parçanı ciğerlerime çekiyormuş gibi, biraz daha baksam utanmadan hıçkıra hıçkıra ağlayacakmış gibi oluyorum. Biliyor musun?

Resim: İlya Repin

Ruhların Sonbaharı-Kent Haruf

  İnsanların ne söylediğini umursamadan, sadece kendi inandığımız doğrulara göre yaşamak mümkün mü? Belki yaşlandığımızda, pek çok şeyin ö...