1Q84 bitti. İyi bir kitaptı çünkü son sayfanın son cümlesini okuyup bitirdiğimde kitabı baştan okumak istediğimi hissettim. Bu bana çok nadir olur. Yüzyıllık Yalnızlık ve Tutunamayanlar hariç hiçbir kitabı iki kez okumadım. Çünkü okumak istediğim çok kitap var ve hayat hepsini okumak için çok kısa. Ama bu 1256 sayfalık tuğlayı yeniden okumayı gerçekten istedim.
Size de öyle olur mu bilmiyorum ama ben bazı kitaplar bitince kendimi arkadaşlarımdan ayrılmış gibi hissederim. Şimdi de Aomame ve Tengo'yu özleyeceğimi hissediyorum. İkisi de çok ama çok sevdiğim karakterlerdi. İnsan bir kitabı sevince, o kitabın içine iyiden iyiye girince kitabın karakterleri ile birlikte yaşamaya başlıyor. Onların evlerinin içinde, eşyalarına dokunarak yaşıyorsun uzunca bir süre. Onlar sanki dünyada bir yerde yaşıyorlar, nefes alıyorlar, öylesi gerçekler. Eğer tehlikedelerse sırt kasların geriliyor mesela, sayfaları okurken bakıyorsun ki hızlı hızlı nefes almaya başlamışsın. Eğer mutluysalar, ki bu mutluluk yıllarca hayaliyle yaşanmış bir mutluluksa, gözlerinden yaşlar akıyor sevinçten. İşte bu diyorsun. Edebiyat bunu yapmalı. Harflerden ibaret adam ve kadınları senin gerçeğin yapmalı. Bu yüzden Murakami'nin önünde saygıyla eğiliyorum.
İyi bir kitabı bitirdikten sonra insan ne okusa bilemiyor. Çünkü böylesi iyi bir romanın ardından seni ne keser bilemiyorsun. Kitaplığın önünde dikilip duruyorsun. "O olmaz, bu olmaz, bu beni kesmez" diyor ve kendini Ali Ağaoğlu gibi hissediyorsun. Çok acaip birşey bu okuma işi.
Kitap demişken dün akşam uzun zamandır ertelediğim bir işi yaptım. Tüm kitaplarımı gözden geçirdim. Okuduğum ve bir daha asla okumayacağım kitapları elden çıkarmazsam odanın içinde yatacak, oturacak bir yer bulamayacağımdan köklü bir elden çıkarma gerekiyordu ama siz deyin üşengeçlikten ben diyeyim kitaplarımdan ayrılamamaktan uzun zamandır erteleyip duruyordum bu işi. Ama dün akşam annem "senin vermek istediğin bir kaç kitabını bizim bakkala götürdüm. Adam çok sevindi. Bazılarını kendisi almış bazılarını da dağıtmış insanlara" deyince "vaktidir" deyip sıvadım kolları. Hayli kitap çıktı. Bizim kitapsever bakkal için büyük bir kutu hazırlandı. İş arkadaşlarımın kitap tercihlerine göre kitaplar gruplandı ve benim üzerimden de büyük bir yük kalktı. Ben işimi bitirince kuzenim kahveye geldi. Kitap yığınlarını görünce o da heveslendi okumaya beğendiklerine el koydu. "Sen kütüphane mi oldun ayol" dedi. Nasıl yani dedim. "E baksana kitapları insanlara dağıtıyorsun. Üstelik kim neyi sever ona göre ayırmışsın."dedi. Güldüm. Kitaplarıma düşkünlüğümü bildiğinden şaşırdığını da söylemeyi ihmal etmedi. "Fikrimi değiştirdim" dedim. "Kitapları okuyup biriktirmenin bir mantığı yok. İnsanlar okusunlar birbirlerine versinler. Bu daha iyi değil mi? Ama bazılarına kıyamıyorum hala. Onları veremem. Onları dönüp okumak isterim çünkü." Güldü "İyi de neredeyse 40-50 kitabı elden çıkarmışsın." Gülümsedim. "Böylesi daha iyi" dedim. "Daha okunacak çok kitap var."
Fotoğraf. guardian






