Herkes gitti ve ben şimdi tüm yüzleri birbirine karıştırıyorum. Birinin gülüşü başka birinin yüzüne yerleşiyor, başkasının kelimesi diğerininin dilinin ucunda beliriyor ve ben onların hepsine yabancılaşıyorum.
Herkes gitti, belki de ben gitmelerini istedim, bunu bilemiyorum. Dışımda duran boşluk içimde de olursa belki tam olabilirim hayatla diye saçma bir plan yapmışımdır herhalde. Dedim ya bilemiyorum. Sanmışımdır ki tek başıma daha güçlü olurum. Kimseye bağlanmadan, kimse aklımı başımdan almadan daha güçlü... Oysa şunu hatrımdan çıkarmışım; Hayat o kadar ağır ki, iç boşluk dış boşluğun baskısına dayanamaz. Bu yüzden de içe doğru çökme ihtimalin kaçınılmaz olabilir. Bunu ancak şimdi görebiliyorum.
Herkes gitti ve ben şimdi içimdeki boşluğa pamuklar dolduruyorum. Dış boşluğun baskısına ancak bununla dayanabilirim sanıyorum. Esner ve yumuşak durursam hayata karşı, dayanırmışım gibi geliyor. Bu yüzden derimi her gün cilalıyorum ve de. Olabildiğinde yumuşak durayım istiyorum. Herşeyin olası olduğunu kabul edersem eğer yumuşak bir direnç elde ederim sanıyorum. İşte ben her sabah bu konuda egzersiz yapıyorum. Sert kaslar yerine yumuşacık bir kalp için ter döküyorum.
Herkes gitti ve ben bunu artık hayretle karşılamıyorum. Özlemek desen deli gibi özlüyorum, gözyaşı desen ne zaman yağmura ihtiyacım olsa o zaman kendiliğinden... Ama inan bana artık ben hiç ama hiç şaşırmıyorum. Kendimi anlamak uğruna hiç didiklemiyorum. Herkesin gitmesinin ve burada böylece duruyor olmanın ne olduğuna ve nedenine kafa patlatmıyorum.
Herkes gitti. Ve ben burada böylece duruyorum. Galiba ben artık pek fazla birşey bilmiyorum.
Resim: Thomas Benjamin Kennington





