14 Mayıs 2021

Cuma Mektupları- Buluttan Kayalar


 Benim güzel kardeşim,

Ocean Vuong, Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz adlı kitabında nefis bir anısını anlatıyor, annesi ile yaptıkları bir uçak seyahatinde uçak türbülansa giriyor ve sarsılmaya başlıyorlar. O sırada altı yaşında küçük bir çocuk olan yazar öyle çok korkuyor ki annesi bir koluyla ona sarılıyor ve şöyle diyor, "Bu kadar yükselince bulutlar birer kaya parçasına dönüşüyor, sen de bu kocaman taşları hissediyorsun." 

Bu bölümü okurken kendimi öyle bütünleştirmiştim ki o küçük çocukla bir an için kendimi o uçağın içinde hissedip gözlerimi kapadım. O sırada şunu düşündüm. Böyle bir korku sırasında gözlerimi açık tutmayı mı yoksa kapamayı mı tercih ederdim? Sanırım açardım. Elbette bu şu anda rahat, güvenli bir odada oturmuşken verdiğim bir karardı. Hiç de öyle olmazdı dedim kendime. Az önce o uçağın içinde olmadığın halde kapatmadın mı gözlerini?

Şu aralar da kapıyorsun ya gerçi. Bütün o korkunç haberleri okumaktan vazgeçtin mesela bir süredir, öyle çok ölüm haberi aldın ki biri sana bir ölüm haberi verse kulaklarını tıkamak istiyorsun, canını yakan bir fotoğrafa bile bakamıyorsun artık, bir filmdeki acıları kaldıramaz hale geldin ki o gerçek bile değil. Şimdi düşün bakalım gerçekten gözlerini açık mı tutardın yoksa her şey geçip bitene dek kapamayı mı tercih ederdin?

Biz görmeyince ya da duymayınca gerçek gerçek olmaktan vazgeçmiyor biliyorsun değil mi? Ama göğsümüzün içindeki de taş değil be kardeşim. Her acıda asit yağıyor üzerine ve yavaş yavaş eriyor. İnsan ne yapacağını bilemiyor. Saklanacak bir delik yok, nefes alacak bir gök kalmadı artık. Bir tek şey kaldı elimizde o da hala inatla dayanmaya çalışan kalbin içinde minik bir inci gibi parlayan umut. Nasıl inci kumlardan oluşuyorsa umut da acılardan mı oluşuyor dersin? Bilemiyorum. İnan bana artık hiçbir şeyi bilmiyorum.

Geçen gün bunu düşünüyordum, ben artık hiçbir şey bilmiyorum dedim. Bildiğim her şey hikaye oldu. Doğrular yanlış, yanlışlar normal oldu ve benim öğrendiğimi sandığım hiçbir şeyin bu dünyada hükmü kalmadı. İnanıyor muyum kendi doğrularıma hala? Elbette sonuna kadar hem de. Ama hükümsüz işte, o ne olacak bilemiyorum. 

Hal böyle işte. 

Yüreğinin kıyısından öperim, hasretle...

Fotoğraf: Pexels

3 yorum:

  1. O uçağın tam da kuyruğundaydım. Seneler önce. Gözümü kapatmış mıydım bilmem ama bir cigara yakmak için neler vermezdim o an bilirim. Karşı koltuktaki adam "başlarım böyle işe" demiş, yakmıştı bile bir tane; uyarıları dinlemeyip. Dedim ya seneler önceydi ve uçaklarda sigara içiliyordu hala. Yıllar oldu sigara içmiyorum ama; o gün o uçakta, belki de son olabilecek sigarayı düşünürcesine bakıp duruyorum bu aralar hayata.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayal bile edemiyorum o durumda yaşanacak duyguyu. Bunu çok düşünürüm ben, bir gün ölümle burun buruna gelsem nasıl bir tepki vereceğimi yani. Aslında bir kez olmuştu. Şoka girmiştim. Bir daha hiçbirimize olmasın...

      Sil
  2. Bu aralar ben kendi fanusunu oluşturan bencileyin bir insan oldum. Acıya, sıkıntıya, şiddete, öfkeye, olumsuzluğa, ölüme ve benzer bir çok duyguya karşı "normal" deyip geçmeyi ve mümkünse "en uzakta" durmayı bilinçli bir seçim olarak tercih ediyorum. Sonra kendi bencilliğime kızıp, duyarsız mı oldun sen bunca yaşanandan sonra deyip, kendimi sorguluyorum. Sarsıcı bir gerçeklik halinde, feryat figan bağırıp ya da aksine donup kalıp, çaresizlik hissi yaşayacağımı sanıyorum. İki uç yani. Oysa insanın aklına en ihtiyaç duyacağı yerde, mesela muhtemel son sigarayı içine çekmesi mi, yoksa uçak düşerken kendini koruma iç güdüsü ile öğrenilmiş bir kendini koruma davranışı mı sergilemesi normal? Ya da o andaki tercih nasıl oluyor? Beyin buna nasıl karar veriyor. Of... Öleceğimi bilsem mesela, bir saat içinde, neler yapmayı tercih ederdim. Tercihlerimi belirleyen ne olurdu?

    YanıtlaSil

Daha fazla utanmamak için...

Çocuklar bahçede bir kedinin peşinde koşup duruyorlar. Pencereden onları izliyorum, kahkahaları şu berbat hayatın içinde yağmurlu havada bul...