27 Ocak 2017

cuma mektupları- yorma kendini

Sevgili Dostum,

Günlerdir yorgunum. Gündüzler, ne zaman ne yaptığımın farkında olamayacağım kadar yoğun, geceler ise bitmek tükenmek bilmeyen anlamsız rüya parçaları ile tıka basa dolu ve bezdirici. Her şeyin birbirini çektiği doğrudur belki de. Para parayı, dert derdi, mutluluk mutluluğu sahiden de kendine çekiyordur. Zira her bitirdiğim işin ardından daha şöyle ardıma yaslanıp"oh" diyemeden bir başkasının sırtıma yüklenmesinin başka bir anlamı olamaz. 

"Bu da geçer" diyorum. Ne de olsa hiçbir şey sonsuza dek sürmüyor öyle ya. Geçer neden geçmesin. Hayatın en güzel tarafı da bu zaten, biz bazen tam aksine inansak da, hiçbir şey birbirinin aynı devam etmiyor.

Bu aralar okuduğum bir kitapta bütün başımıza gelenin bakış açımızın sınırlılığından kaynaklandığı söyleniyor. Muhtemelen doğru. Her ne kadar çoğu şeyin anlamsızlığına inanan biri olsam da aslında külliyen bir anlamsızlıktan söz edilemez. Ben aslında belki de kör olmayı seçtiğim için öyle görüyorumdur. Halim, tıpkı iğrendiği ya da korktuğu bir şeye daha fazla bakmaya dayanamayıp gözlerini kapayan bir çocuğun haline benziyor. 

Bugün aklımda olan tek şey hafta sonunu bir başıma sessizce oturarak geçirmek. Biraz okumak, bolca düşünmek, çayımı içip pencereden bakmak, ama illa ki sessiz kalmak. Düşünmeye ihtiyacım var zira uzun zamandır koşturup durmaktan hiçbir şeye etraflıca kafa yoramadım. Oysa ne çok severim bir şeyi tüm detayları ile evirip çevirmeyi, netleştirmeyi. Ancak hızlanan zaman artık hiçbirimiz için bu lükse yer bırakmıyor. Her yandan dünya akıyor üzerimize ve daha bir şeyin ne olduğunu tam algılayamadan başka bir şey bizi eteklerimizden çekiştiriyor. Her şey sıcak bir zemin üzerine dökülen bir damla su gibi iz bile bırakmadan uçuverip gidiyor. 

Ama bu hafta sonu için kararlıyım. Tüm dünyayı dışarıda bırakıp kapımı üzerine kilitleyeceğim. Tıpkı sessiz bir ormandaymışım gibi ve bütün dünya toparlanıp çekip gitmiş gibi öyle sessizce duracağım. Sadece durmaktan söz ediyorum. Bunu hatırlıyor musun? Zira uzun zaman oldu ben bunu yapmayalı. Zamanın ve dünyanın akışına teslim olmuş binlerce insandan biri olduğumdan beri... 

Ah ah benim güzel kardeşim, inan bana bazen sadece kendi başımızı kendi omzumuza yaslamalıyız. Bazen öylece durmalı, pencereden bakmalı ve hatırlamalıyız. Bütün bu yorgunluklar, ömrümüzü törpüleyen bütün her şeye belki ancak böyle dayanabiliriz.

Çok yorma kendini. Olur mu? Ve unutma, her şey geçer...

Resim: Cassandra Barney - Comfort


17 Ocak 2017

yardım teklifi

Merdivenlerden çok ama çok yaşlı bir adam usul usul iniyor. Güzelce arkaya taradığı beyaz saçlarına, paltosunun yakasından görünen koyu sarı, siyah desenli atkısına ve kulaklarının üzerinden ucu görünen kalın siyah çerçeveli gözlüğüne bakıyorum. Benim gibi gereğinden fazla hızlı hareket eden biri için o adam akıl almaz bir yavaşlıkta hareket ediyor. İnsanoğlunun kaçınılmaz kaderi bu, yaşlanmak ve yavaşlamak. Bu yüzden de halen gençken yavaşlamak, yaşlandığında dehşete düşmemek için önemli bence. Çünkü çok ama çok hızlı biri isen yaşlandığın vakit, gençliğindeki çevikliğini hatırlamak ve bu nedenle yaşlandığının bilincine daha çok varmak korkunç olmalı. En iyisi şimdiden yavaşlamak diyerek kendimi yavaşlatıyorum. Rivayete göre 21 gün bir alışkanlığın yerleşmesi için yeterli bir zaman. Yılların alışkanlığını 21 günde yenmek sahiden olası mı? Denemekten zarar gelmez diye düşünerek ağır adımlarla devam ediyorum.

Öyle ağır yürüyorum ki bir kız hızlı bir hamle ile yanımdan geçiyor. Telefonda konuşan ve bir yandan da içini çeke çeke ağlayan gencecik bir kız bu. İnsanların ağlamasına gerçekten dayanamıyorum, bence bu olabilecek en acıklı şeylerden biri. Hele böyle çocuk gibi içini çeke çeke ağlayan bir yetişkin gördüğümde canım fena halde acıyor. Kızın gidip omzuna dokunmak ve yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormak istiyorum. Bunu yapmasam bile kağıt mendil uzatabilirim belki. Bunu düşündüğüm anda vazgeçiyorum zira kızın bana "sana ne be" demesinden çekiniyorum. İyi niyetin yanlış anlaşılması kadar can yakıcı pek az şey vardır. Az önceki yaşlı adamın da kolundan tutup merdivenden inmesine yardım etmek geçmişti içimden ama daha önceki tecrübelerimden biliyorum ki bu yaşlı adamların çoğunun kendilerine yardım edilmesinden hoşlanmamak ve bunun onların gururunu incittiğini düşünmek gibi bir tarafları var. Bunu anlayabiliyorum aslında, onlara yardım teklif etmenin şunu söylemekten farkı yok, "dışarıdan bakınca öyle yaşlı görünüyorsun ki artık kendi işini kendin halledemez haldesin. O nedenle sana yardım etme ihtiyacı duydum" Bence böyle algılıyorlar ve bu da fena halde canlarını sıkıyor. Çünkü aslında onların yardıma değil "sen daha ölmedin, elbet kendine yetebilirsin" denmesine ihtiyaçları var. 

İnsanoğlu ne kırılgan bir varlık aslında. Hiçbir şey geçip gitmiyor. Olup biten her şey ama her şey tırnaklarını geçiriyor sırtımıza ve kimi derin kimi hafif izler bırakıyor. Hepimizin kişisel acıları birleşiyor ve hayatın acı dolu tarihi yazılıyor yeryüzüne. İnsanoğlunun acılarla dolu tarihi... 

Resim: Christian Schloe