29 Ocak 2016

Bu yazı beyler için...

Size birşey söyleyeyim mi beyler, tecavüze karşı asıl kampanyayı siz başlatmalısınız bence? Çünkü o iğrenç yaratıklar yüzünden hepiniz birer potansiyel tecavüzcü olarak algılanıyorsunuz. Bakın size bir hikaye anlatayım...

Özgecan olayından sonra hemen hemen tüm arkadaşlarımda aynı psikoloji oluştu, "şu adamda tecavüz potansiyeli olabilir mi?" Bunun ne kadar korkunç bir psikoloji olduğunun farkında mısınız? Dolmuşlara binmeye korkan kadınlar, bir sokakta arkasındaki hızlı adımlardan korkan kadınlar, iş görüşmesinde müstakbel işvereninin ofisinde onunla yalnız kalmaktan korkan kadınlar... Daha sayayım mı? Saymayayım zira saydıkça hepimizde kollektif olarak var olan korkularım depreşiyor. Aman ha kadınları yargılamayın genelleme yapıyorlar diye, zira korku bu adı üzerinde bizi birbirine benzeyenlere karşı hep tetikte olmaya zorlar. Artı şunu da unutmayın bu insanları sizden ayırabileceğimiz bir işaret yok yüzlerinde. Kaldı ki çoğu zaman ummadık taş baş yarıyor.

Biliyor musunuz eskiden şöyle düşünürdüm, yaşlanmanın en iyi yanı artık taciz edilemeyecek olmaktır. Ne aptalmışım zira bu ülkede 60'lı 70'li yaşlarında tecavüze uğraşayan kadınlar var. Durun kusmayın hemen. Ya da kusacaksanız o iğrenç hemcinslerinizin üzerine kusun da sizin kusmuğunuzda boğulsunlar, biz de kurtulalım.

Geçen gün bir erkek arkadaşım bana şunu söyledi, "biz artık bir çocuğun başını okşamaktan korkuyoruz, çünkü insanlar bizim o küçük çocuğa duyduğumuz şefkatten şüphe ediyorlar. Haksız da değiller, bu ülkede öyle çok çocuk tecavüze uğrayıp öldürüldü ki" Lütfen düşünün sevgili beyler, tecavüz sizin o çok değer verdiğiniz onurunuzu, ki siz hiçbir şey yapmamış olsanız bile, kirletiyor.

Bu yüzden lütfen ama lütfen kadınlar hakkında kendi aranızda bile konuşurken onları saygıyla ve nezaketle anın. Hakkımızda aşağılayıcı konuşanlara engel olun. Oğullarınızı kadınlara saygı duyacak şekilde yetiştirin. Bunu biz kadınlar değil siz erkekler durdurabilirsiniz. Çünkü asıl adamlık budur beyler. Lütfen bunu bir düşünün olmaz mı?

Fotoğraf: Dünyalılar.org

cuma mektupları

Canımın içi iki gözüm kardeşim,

Günler çılgınca bir hızla akıyor. Tıpkı avucunda duran kum tanelerini rüzgarın savurması gibi... Tutamıyorsun. Geçen gencecik bir kızla konuşuyordum. Günlerin geçmediğinden şikayet ediyor, canının fena halde sıkıldığından dert yanıyordu. "Merak etme" dedim "30'undan sonra hızla akacak"

İnsanoğlu ne tuhaf bir mahluk. Zaman bile yaranamıyor ona. Kimi geçmediğinden şikayet ediyor kimi ise onu durduramadığından. Ve kimse o anda kalamıyor. Ya geçmişle kavga ediyor ya da gelecek üzerine ipe sapa gelmez senaryolar üretip kaygıdan gebere gebere günü tüketiyor. Nankörüz vesselam...

Geçen gün şöyle bir şey okudum, "insan en çok kendine verdiği sözlere ihanet eder" Bu yüzdendir yaptığımız yeni yıl planlarının kar tanesi gibi eriyip gitmesi. Aslında plan falan hikaye, hepimiz zamanın önünde savrlup duran yapraklar gibiyiz. Ne zaman ne kader kimse takmıyor bizim zavallı planlarımızı. Bunu bile bile hala... İşte bu yüzden başkalarına verdiğimiz sözleri iki elimiz kanda da olsa tutarken kendimize verdiğimiz sözleri es geçmekte beis görmüyoruz. Çünkü hepimiz aslında o planları yaparken bir elimizin zaman bir elimizin kader tarafından bağlandığına inanıyoruz içten içe. 

Belki şöyle bir şey yapılabilir, ayrıntılı planlar yerine nasıl bir hayat istediğimizin taslağı durabilir kafamızda. Böylece ne zamanla ne de kaderle kavga etmeden, onların da verdiklerini alarak hatta o taslağı ayrıntılandırabiliriz. Galiba yapılacak en iyi şey bu.

Bir de umutlu olma meselesi var ki bu aslında hayatın genel taslağını biçimlendirirken mutlaka cebimizde durması gereken birşey. Ve o umudu tutabilmek için biraz kaçık olmak lazım. Zira kendi ülkene ve dünyanın genel gidişatına baktığında, biraz akıllı bir insansan pek umutlu olacak bir durum yok. Bu yüzden de cidden kaçık olmalısın. Bilerek ve isteyerek...İnsan bilerek ve isteyerek kaçık olabilir mi? Eğer sana yaşamak için başka çare bırakmıyorlarsa neden olmasın? 

Ben biraz keçileri kaçırdım galiba bu aralar. Zira eskiden haber izlerken dehşete düşüyordum şimdi ise gülme krizine giriyorum. Tıpkı absürd bir komedi filmi izler gibi izliyorum haberleri belki ondandır. Zira olup biten hemen hemen herşey akıl dışı, söylenen her söz akıldan, ahlaktan yoksun. Allah aşkına söyle gülmemek mümkün mü bütün bunlara? Umut konusunda ise hala fakirim. Biraz daha delirirsem sanırım o da olacak. Ben en iyisi haber okumaya devam edeyim, kaçık olmak için en iyi yöntem bu zira.

Kalbinden öeperim tüm sevgimle....

Resim: Austin Briggs