16 Kasım 2015

unutmak

Bir yandan bulaşıkları yıkıyorum bir yandan da haberleri dinliyorum. Türkiye'de, yanlış hatırlamıyorsam, 400 Bin alzeimer hastası olduğundan söz ediliyor. Alzeimer çok yakından bildiğim bir hastalık. Dedemi, dayımı ve büyük teyzemi bu hastalıktan kaybettim. Dedemi hiç tanımadım, teyzem ise uzakta olduğu için onun hastalığının evreleri konusunda bir fikrim yok ama dayımın gün be gün bu hastalık tarafından nasıl ele geçirildiğine kendi gözlerimle gördüm. Fikri olmayanlar için hastalık hakkında bir tek cümle ile şunu söyleyebilirim, Alzeimer beyninizi yutan ve sizi sadece bir bedenden ibaret kılan bir hastalıktır. O güne kadar öğrendiğiniz herşeyi siler süpürür. 

Haberler bitiyor ve bir tartışma programı başlıyor. Televizyona arkam dönük ve kimin konuştuğunu bilmiyorum. Bulaşıkları yıkamaya devam ederken sadece dinliyorum. Konuşmacı halkın hafızasızlığından yakınıyor. Bu konuda pek çok kişi aynı şeyi düşünüyor. Ve diğer pek çok kişi de ülke gündeminin hızlı değişmesi sebebiyle halkın hafızasının bunca zayıf olduğunu anlatıyor. Ülke gündemi çok hızlı değişiyor ve bizler bu değişme içinde sürekli acıyla yanmak, kavrulmak zorunda kalıyoruz. Sizi bilmiyorum ama ben sonu gelmeyecek bir yasın içinde hissediyorum kendimi. Sürekli öldürülüyor insanlar ve sürekli ciğerimizin ortasına ateşler düşüyor. Peki bu kadar acının içinde hayata devam etmek nasıl mümkün olur? Bu nedenle halkı hafızasızlıkla suçlayanlar belki şunu düşünmeli, bu insanlar bu kadar acıyı kaldıramıyorlar bu yüzden ya unutuyorlar ya da zihinlerini tümden iptal ediyor alzeimer gibi hastalıklara yakalanıyorlar. Bu olamaz mı?

Şimdi şu soru sorulabilir, biz neden unutmuyoruz peki? Biz neden unutmuyoruz çünkü bazılarımızın acıya dayanıklılığı daha yüksek bence. Bilirsiniz bazı insanların eline minik bir diken batsa kıyameti koparır acıdan bazıları ise kolu kırılsa dişini sıkar bana mısın demez. Tıpkı fiziksel acı eşiğinin farklılık göstermesi gibi psikolojik acı da farklılık gösteriyor olabilir. Bunun yanında tepkilerimiz arasındaki fark da acı ile baş etmede önemli. Haberleri izlerken ne hissettiğiniz ya da nasıl tepki verdiğinizi hatırlayın lütfen. Ben öfkeden dişlerimi sıkıyor, ağzıma geleni sayıyor ve bütün bunları gözyaşlarına boğulmuşken yapıyorum çoğu zaman. Ben böyle davranırken haberleri duymamazlıktan gelenleri, duydukları karşısında kendini çaresiz hissedip neredeyse oturduğu koltukta kaybolanları, durmaksızın kıpırdayan dudaklarında dualar olanları, acıdan kaskatı kesilenleri gördüm. Kısaca herkes bir şekilde tepki veriyor ve hepimiz bir şekilde olup bitenle başa çıkmaya çalışıyoruz. Ama dediğim gibi biz insanların narin bir ruhu var ve bazılarımızın ruhu çok ama çok daha narin. Bu yüzden de bunca acıyla başa çıkamayıp yokmuş gibi davranıyor olabilirler. Acıdan paramparça olmuş zavallı ruhlarını ancak unutarak, duymamazlıktan gelerek korumaya çalışıyor olabilirler. Bu yüzden bu kadar da kızmamak lazım onlara hafızasız oldukları için. Cayır cayır yakılan insanları, paramparça olmuş bedenleri, gencecik adamların tabutları başında ağlayan hamile eşlerini, daha yeni konuşan çocukların "baba gitme" diye haykırışlarını ve daha bunların onlarca misli zalimliği gördü, yaşadı bu halk. Her sabaha "bugün kaç kişi" diye korkuyla uyanan insanlardan söz ediyorum size. Tüm değerlerin yerle yeksan olduğu bir ülkede nefes almaya çalışan yüzleri acıyla kırışmış adamlardan, kadınlardan ve hatta çocuklardan söz ediyorum... Bu kadar da kızmayın onlara hafızasızlar diye... Bir yandan bir lokma ekmek bulmak için çabalarken bir yandan da başkalarının acısını taşımak zorunda kalan gariban bir halk bu... Ve bu kadar acıyla baş etmek hiç de o kadar kolay değil. Dinleyin kalbinizi biraz, ciğerinizde ne kadar yanık iziyle nefes almaya çalıştığınıza bir bakın... Sizin için kolay mı? Değil. Hiçbirimiz için kolay değil. Bu yüzden o kadar da kızmayın onlara, hepimiz bir şekilde baş etmeye çalışıyoruz;  kimimiz öfkeden deliriyor kimimiz unutuyor ve kimimiz ise aklımızı yitiriyoruz...

Resim: Dan Cretu