28 Nisan 2014

dünya niye var?

Ne yazacağımı bilmeden yazmaya başladım Sevgili Okur. İki ihtimal var, bir, saçmalayabilirim (ki bu ihtimalin oranı %80 civarında. Zira son günlerde kafam balona dönmüş durumda) iki, şahane fikirler üretebilirim (ah hayır bunun oranı %20 değil %1 belki. Zira son günlerde gerçekten kafam balona dönmüş durumda. Bunu daha önce söylemiştim di mi?) 

Geçen gün bir arkadaşımın kızı şöyle sormuş annesine, "anne dünya niye var?" Evet niye? dedim ben de. Hala cevap bekliyorum. Anneler herşeyi bilir diye düşünüp anneme sordum aynı soruyu "saçmalama da sofrayı hazırla" dedi. Eh belki içinde derin anlamlar barındıran bir cevaptır diye düşünüp çatal, kaşık, bardak, ekmek taşıdım sofraya bir yandan da düşündüm. Dünya kocaman bir sofra aslında. Ve bu kocaman sofraya üç beş kişi oturup tıka basa karın doyururken büyük bir kısmı da onların artıkları ile idare etmek zorunda. Açgözlü koca karınlı bu adamlar ne tuhaf ki hiç doymak bilmedikleri için.... Evet ya dünya niye var?

Seni uyardım ama Sevgili Okur, saçmalayabilirim dedim di mi iki gözüm benim, onun için şimdi çeneni kaşıyıp benim kafayı yeyip yemediğim hakkında sorular sormayı bırak bence. Biliyor musun bence bizim psikolojimizin kendi başına hiçbir anlamı yok. Şu olumlu düşün, sakin ol, öfkeni yen falan filan hepsi palavra. Bu ülkede yaşayıp iki gözü, iki kulağı ve bir beyni olan biri için bütün bunları başarmak imkansız. Mesela öfkeyi ele alalım, haberleri izliyorsun değil mi gül yüzlüm, izliyorsun, sakin olabiliyor musun peki? Olamıyorsun di mi? Olamazsın da. Mantık duygusu, adalet anlayışı sarsılmış bir toplumun çocukları olarak hiç birimiz normal değiliz zaten dert etme. 

Bak aklıma ne geldi. Dün televizyon izliyordum. Mustafa Keser yemek yapıyordu. Adam oturup rakı içilecek adam. O anlatsın sen dinle. İçi dışı bir insanlar var ya. Onlardan. Nasıl neşemi yerine getirdi. Sağol abi dedim. Televizyona bakıp yalanlar dinlemekten kusmak üzereydim. Bağzı insanlar iyi ki varlar. Ve sahi bazıları niye varlar?

Dünya niye var diye zır cahil ama kendini din alimi sanan bir sakallıya sormuştum. Amacım  bu konuda ne düşündüğünü öğrenmekti, bana şöyle dedi, "kadınların bu konuya aklı ermez" Yaaaa öyle miii demek büyük bir sır bu? dedim. Konuyu kapattı. Ulen namuslu ol, bilmiyorsan bilmiyorum de. Kadınların aklı ermezmiş. Sizin aklınız herşeye eriyor da ondan bu haldeyiz. Savaşları çıkaran akıl eden sizsiniz, kavga etmeden futbolun bile tadını çıkaramayan da öyle. Ama dünyanın niye var olduğuna bizim aklımız ermiyor, hey yavrum heeeey.

Ha bu arada, sahi dünya niye var?

Resim: Rafal Olbinski

01 Nisan 2014

Sevgili Çocuk,

Sana karamsar bir iklimin gri bulutlarıyla yüklü kelimelerle yazmak istemezdim ancak sözlüğümde mavi bir gökyüzüne dair pek sözcük kalmadı. Senin içini karartan, yüreğini kanırtan ne varsa bin beteri var içimde. 

Bana umutsuz ve hiçliğe dair kelimeler yolluyorsun. Senin o gencecik kalbinde bunlara yer olmamalı. Sen güneşli günleri, umudu, sabahları sevinçle uyanmayı hak ediyorsun. Dahası güzel bir gelecek hayali ile sarhoş olmak gibi bir hakkın da var. Ancak mevcut durum sana bunları vaat edemiyor ne yazık ki. Keşke seni yeniden inandırabilsem o güneşli günlere. Keşke "hepimiz buna inanırsak bulutlar açılır, yeniden bir parçacık da olsa maviyi görürüz" diyebilsem. Dilim varsa yalanlar söylesem sana. Aptallık yok aslında o kadar da desem, cehalet artık sonuna yaklaştı diyebilsem ve desem ki insanlar kendi ufak çıkarlarından önde tutacaklar hepimizin iyiliğini. Hatta öyle bir inandırsam ki kendi yalanlarıma kendimi, kimse ölmeyecek evlat, korkma desem. Hiç ama hiç korkma desem, bizim canımızı, bizim mutluluğumuzu kimse kağıt parçasına feda edecek kadar insanlıktan çıkmaz, çıkamaz desem. Keşke bütün bunları diyebilsem...

Sen mücadele et çocuk desem bir de. Sen mücadele et ki hayat hala hayat olmaya devam edebilsin. Canımızı peşimizde kirli bir torba gibi sürüklemeyelim, bu canı başka canların yaşaması için yorgunluktan bitap düşünceye kadar koşturalım desem. Ve sen bana inansan. Dahası bütün bunlar kulaktan kulağa dolsa oradan kalbe ulaşsa. Hepimiz inansak buna. Bir olmaya kocaman bir yek vücut olmaya inansak. Dünyanın iki gram malına tamah edecek kadar budala olmasak. Önemli olan şeylerin; birinin yüzünde oluşacak gülümseme olduğunu, küçük bir teşekkürün birinin gününü nasıl aydınlattığını, yalansız yaşamanın saraylarda yaşamaktan üstün olduğunu, bütün bu pislik içinde kirlenmeden tertemiz durabilmenin rahat, huzurlu bir uykunun tek şartı olduğunu, eğer hepimiz tertemiz olursak geceleri uyuyan kentimizin üzerine yıldızlar yağacağını bilebilsek. 

Bütün bunları ağlayan bir yürekle yazan bana acı acı gülümsüyorsun biliyorum. Dudaklarının kıyısında oluşan o yarı alaycı çokça acılı gülümsemeyi iğne gibi etimde duyuyorum. Ah be çocuk, keşke iyi bir yalancı olabilsem ben ve sen bana inanacak kadar umutlu olabilsen. Belki o zaman biz yetişkinler ve siz çocuklar el ele verip inançla ve inatla hakkında gelebilirdik bu kahrolası düzenin...

Resim: Federico Barocci Urbino