29 Mayıs 2013

belki de

Bazen bir kitapta hiç kimsenin üzerinde durmadığı bir cümle hayatınızı değiştirebilir. Tamam hayatınızı demeyelim bakış açınızı diyelim. Bu daha akla yatkın değil mi? Hoş, bakış açın değiştiğinde hayatın da değişecek ya, neyse...

Geçen gün böyle bir cümle okudum ben. O cümleyi ve hangi kitapta olduğunu söylemeyeceğim elbet. Zira o cümleyi şu an burada dillendirmek benim için bir çeşit büyü bozumu olacağı gibi neden o cümlenin beni bu kadar etkilediği anlatmaya çalışmak da hayli yorucu olur. 

Size de olmuş mudur bilmem. Böyle bir cümle ile karşılaşınca o cümleyi tutup öperim ben. Yazarına uzaktan gönderilmiş bir teşekkür öpücüğü de diyebiliriz buna. Ve iyi ki kitaplar var derim. Başka ne denir ki?

Bu ara tek satır yazmak istemiyor canım. Ama okumak için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ne bulursam okuyasım var. Kitapların hepsini yalayıp yutasım var. Öyle geliyor ki beni bıraksalar yataktan çıkmayıp okur dururum hiç de sıkılmam. Bu şimdilik böyle. Biliyorum ki bir zaman sonra elime kitap almak istemeyeceğim. O zaman muhtemeldir ki filmlere saracağım. Ne bulursam izleyip, izlemek istediklerimden oluşan bir liste yapacağım. Sonra filmlere de veda edip dalacağım insanların arasına. Konuşup duracağım dört kulak açıp dinleyeceğim anlattıklarını. Ve hepsi yine dönüp dolaşıp başlayacak ve bitecekler. 

Bütün bunların sebebi arayıp durmak galiba. Ne aradığını bilmeden, sanki bir gizem, bir büyü ya da bir hazine gizliymiş hayatlarımızın içinde de anahtar bir yerlerdeymiş gibi arayıp durmak. Belki de o sayfalar dolusu kitapları ne olduğunu bilmediğimiz tek bir cümle için arayıp duruyoruzdur. Filmleri tek bir yüz ifadesini görmek ya da ne bileyim başka birşeyi bulmak, keşfetmek için izliyoruzdur. Bu hikayeyi alıp içimizde saklama olasılığımız olmadığına göre benim aklıma gelen tek sebep bu.

22 Mayıs 2013

annem ve çizgi romanlar

Annem iyi bir okuyucudur. Ara sıra bana okuduğu kitaptan beğendiği bölümleri okur ve üzerine konuşuruz. Geçen gün okuduğu kitapların konularının ve karakterlerinin aklında kalmadığını, bunun kendisini endişelendirdiğini söyledi. Ailede alzeimer olunca unutkanlık konusunda herkesten daha fazla endişelenirsiniz. Bu çok doğaldır. Anneme bu konuda endişelerinin yersiz olduğunu çünkü benim de konuyu ve karaterleri anımsamadığımı söyledim. "Bence" dedim "Biz kitapların bazı bölümlerini tutuyoruz aklımızın bir köşesinde. Ve zamanı gelince o bilgileri kullanıyoruz. Tıpkı bal gibi düşün. Çiçek tozlarının hepsini görebilir misin bala bakarken?" Sanırım hoşuna gitti bu benzetme. 

"Peki" dedi "Sen nasıl vardın bu sonuca?" Biriyle sohbet ederken, konu konuyu açmışken, bazı film sahneleri ya da kitaplardan bölümleri anımsadığımı, anlattığımı, arkadaşlarımla üzerine konuştuğumuzu, böylece tümüyle unutmamış olduğumu söyledim. "Mesela" dedim "Sen de ben de Doğu'dan Uzakta'yı okuduk. Ve orada petrolü bulunan ülkelerin lanetliği olduğu gibi birşeylerden söz ediyordu yazar. Biz de  haber dinlerken, o bölümleri hatırlayıp üzerine konuştuk." Gülümseyerek "Doğru." dedi. "Bu arada ne güzel bir kitaptı o." Bu kez ben gülümsedim, "Kitabın güzel olduğunu hatırlıyorsun, gördün mü? Demek ki unutmamışsın. Üstelik o kitabın üzerine kaç kitap okudun."

Aslında üst üste kitap okumak ya da bir kitabı kısa sürede bitirmek de unutmada etkili bence. Ben Karamazov Kardeşler, Anna Karenina ve 1Q84'ü uzun sürede okudum. Hepsi çok kalın kitaplardı. Karakterlerle uzun süre geçirmiş oldum böylece. Bu nedenle de onları detaylarıyla olmasa da anımsarım. Mesela Anna Karenina'nın tüm kahramanlarını sayabilirim isimleri ile ki benim isim hafızam ciddi bir biçimde kötüdür. 

Ben bunları düşünürken annem dizi ve filmleri daha iyi anımsadığını söyledi. "Görsel bir hafızan var" o zaman dedim. "Benimki de öyle çünkü. Gördüklerimizi unutmuyor ama kelimeleri ya da duyduklarımızı unutuyoruz." Başını salladı. Gülerek istersen "çizgi roman oku bundan sonra, örümcek adam, süperman falan ne dersin?" dedim. Zamanında okumuş onları. Ders kitapları arasında  çizgi romanlar saklı dururmuş. Anneannem deli gibi ders çalıştığını sanırmış. Gülerek anlattı. Annemi o şekilde hayal edemedim. 


21 Mayıs 2013

DÖRTLER ÇETESİ VE SISKA TARZAN

"KIZ  İŞTE OLUM, BİŞEY BİLMİYOR, BAKSANA TAVUKTAN BİLE KORKUYOR"

Dün akşamüstü zil çaldı. Pencereden baktım dört velet. "Efendim çocuklar" dedim "civcivler nerede?" diye pat diye lafa başladılar. Çocukların en sevdiğim yanı da bu dolaysızlıkları. Bilmiyordum nerede olduklarını "sanırım kümesteler" dedim. "Biz onları sevmek için geldik" dedi en büyük olanları. Büyük dediysem en fazla 7 yaşındadır.  "İyi ama onlar daha yeni yumurtadan çıktılar" dedim. "Şimdi elinize alırsanız hasta olabilir hatta ölebilirler. Azıcık büyüsünler öyle sevin olur mu?" dedim. Beriki çenesini ovuşturdu karşısındakine hak veren ama istediği olmadığı için hayal kırıklığına uğramış birinin ses tonuyla "oluuur" dedi. Büyük olan istediği olmadığında hemen başka bir fikir üreten türdendi, "O zaman tavukları sevelim." Güldüm. "Yakalayabilirseniz sevin" dedim bahçede sakin sakin yemlerini yiyen tavuklara bakarak. Çocuklar yakalamayı gözlerine kestirememiş olacaklar ki "Belki sen onu bizim için yakalarsın" dedi. Sanmadığımı söyledim zira tavuklarla aram pek iyi değildir. "Korkuyor musun? "dedi bilmiş bilmiş biri. Aklı sıra beni gaza getirip "ne korkması görün bakın nasıl yakalıyorum" dedirtecek. "Korkuyorum tabi" dedim. "Gagalarıyla gözümü oyabilirler." Şaşkın şaşkın baktılar. Şortlu sıska bacaklar vazgeçmekle vazgeçmemek arasında gidip geldi. "Peki o zaman" dedi büyük olan. Mantıklı bir çocuğa benziyordu. Tam giderlerken "bu arada sen kimsin?" diye sordum büyük olanına diğer üçü bizim veletlerdi. Çocuk yüzünde, sanki balıkların suda yaşadığını bilmiyormuşum gibi bir şaşkınlıkla, "Sen beni tanımıyor musun?" dedi. Başımı iki yana salladım. "Nasıl tanımazsın?" diye ısrar etti. "Seni hayatımda ilk defa görüyorum" dedim. Çocuk daha da şaşırdı. Sanırım biraz da kızdı. Bilmem kimin oğluyum dedi ki annesinin adını da ilk defa duydum. Arkalarını dönüp gittiler. Giderken diğerinin tanınmayanı teselli etmek için şöyle dediğini duydum, "Kız işte olum, bişey bilmiyor. Baksana tavuktan bile korkuyor..."

SISKA TARZAN, TATAR RAMAZAN
Geçen gün gördüğüm çocuk da bu çocuklardan az acaip değildi. Kıspetini giymiş diğer uzun çocukların arasında duruyordu. Biraz sonra mindere çıkıp güreşecek, hünerini herkese sergileyecekti. En fazla 6 yaşında olmalıydı. Sıska bir vücudu ve ayan beyan gözüken kaburga kemikleri vardı. Kara gözlerindense yaşından beklemeyen bir öfke ateşi tütüyordu. Gelen geçen "sıska tarzan" diye başını okşuyor o da öfkeyle "basın gidin lan" diye çıkışıyordu. Öfkesini anladım. İnsan kendini Tatar Ramazan sanarken başkalarının onu sıska bir Tarzan olarak tarif etmesine elbette kızardı. Biri çocuğu işaret ederek, "Bu büyünce tam bir psikopat olur, demedi deme" dedi. Vurdulu kırdılı bir hayatı olacağını ben de tahmin ediyordum diğer çocuklara sataşıp durmasından ama yine de onun için dua ettim. Başı belaya girmesin, iyi bir hayatı olsun diye. Belli ki zeki bir çocuktu. Bu öfkesinin sebebini merak ettim. Ya evde çok dayak yiyorsa diye düşündüm. Büyüyüp, bir daha dayak yememek için kendini savunmayı öğrenmesi gerektiğini düşünüyorsa ya. Daha da fenası kimse ona zarar veremesin diye belanın ta kendisi olmaya karar vermişse. 6 yaşında bir çocuk bu boyutta düşünebilir mi? Gidip yanaklarını sıkmak istedim, belki de bir öpücük... Ama muhtemelen dizime tekmeyi yerdim. Öylece durup onu izledim. Güzel tatlı bir çocuktu. Biraz sonra biri arkasından dürttü. O da yumruğu yapıştırdı. "Ah be çocuk" dedim. "Dilerim bunlar sadece çocukluğunda kalır."

fotoğraf: Ara Güler