31 Ağustos 2012

"sızlanmayı kes artık"

Hiç birine "sızlanmayı kes artık." diye bağırmak istediğiniz oldu mu? Benim bu aralar fena halde böyle bağırasım var birilerinin suratına. 

Bilirsiniz, bazıları sizi ne zaman yakalasalar sürekli hayatlarından şikayet ederler. İncir çekirdeğini doldurmayan meseleleri dünyadaki açlık, savaş ve yoksulluğun sebebiymişcesine büyütebilir hatta bu nedenle bir an önce ölmek istiyormuş gibi bir tavır sergileyebilirler. Bu tip insanlara ömür törpüsü diyebilirsiniz zira onlarla geçirdiğini her saniye hayatlarınızdan bir saati rahatlıkla götürebilir. Amman dikkat!

Eskiden şöyle düşünürdüm, "insan, her ne olursa olsun, arkadaşlarının dertlerini dinlemeli." Hayır efendim her ne olursa olsun diye bir şey yok. Ota çöpe dertlenen ve kendini dünyanın merkezi sanan arkadaşlarını dinlememeli. Bununla ne mi kastediyorum? Ayakkabı ayağını vurdu diye kanser olmuş gibi davrananları, cebinde sadece "50" lirası var diye o gün açlıktan öleceğini sananları, hayatın sadece olumsuz yönlerinden kendilerine bir battaniye örüp onun altına saklamayı duyarlılık sananları, asık suratın kendisini farklı kıldığı gibi bir salaklık içinde olanları, dünyanın gam keder içinde olduğunu söyleyip bu cümleyi kendi bunaltılarına bahane edenleri, insanlara kaba ve kötü davranıp kimsenin kendini anlamadığından şikayet edenleri falan filan... İşte ben artık bunları dinlemiyorum. 

Evet hayat zor. Evet gerçekten de korkunç şeyler akıl sınırlarımızı zorluyor. Ama hiç mi iyi şeyler olmuyor? Dünyada, etrafında hiç mi gerçekten iyi insanlar yok? Elbette var. Herkesin vardır. Eğer yok diyorsan da bunun sebebi sensindir. Bunu oturup düşünmelisin.Zira hayatın görünmez ve birazcık da karmaşık bir adaleti vardır. Ve o adalet er ya da geç tecelli eder. Ben buna inanıyorum. Dahası deliler gibi inanmak istiyorum. 

İnsan kalbini iyi tutmalı. Dünya böyle zıvanadan çıkmışken bile inatla, ısrarla iyi tutmalı. O iyilikte doğmalı kendi etrafındaki şeyler. Benzer benzerini çeker cümlesine inanmalı mesela. Sırf buna inandığı için bile olsa insan kalbini iyi tutmalı. Böylece bütün bu iyilikte kocaman bir yumak oluşturabiliriz. Tüm o şikayet ettiğimiz kabalıktan, kötülükten, haset ve fesatlıktan belki bu büyülü yumak içinde koruyup, esirgeyebiliriz kendimizi, aklımızı ve kalbimizi. 

Evet belki ben bir romantiğim. Kimbilir belki bazılarınıza göre hala anneannemin masallarına inanıyor onların içinde yaşıyorum ama inanın birşey kaybetmiyorum. Gönül ferahlığı duyuyorum tam aksine.  Ne kötülük var ki bunda... 

Fotoğraf: Şurdan

26 Ağustos 2012

Cheyenne bakışı...


"Galiba biraz depresyondayım" diyor Cheyenne. Karısı Jane ise "Seninkisi can sıkıntısı, bunu depresyonla karıştırıyorsun" diye cevap veriyor. Sonrası Jane'den gelen bir iyi geceler öpücüğü ve Cheyenne'in yüzündeki "hiçbir şeyin anlamı yok" bakışı. Aynı bakış benim yüzümde de var son zamanlarda. Bu yüzden filmin afişinden gözümü alamıyorum. Sean Penn'in gözlerine bu kadar uzun süre kimse bakmış mıdır bilemiyorum tek bildiğim biraz daha bakmaya devam edersem ona ya umutsuz bir aşkla bağlanacağım ya da aynaya baktığımda kendi yüzüm yerine onun yüzünü göreceğim.

Filmleri ve kitapları öven ya da yeren hiçbir şeyi okumam. Çoğu zaman konularını da öyle. Bu konuda tek yaptığım önsezilerime güvenmektir zira birkaç istisna dışında beni asla yanıltmadılar. Bu filmde de aynı şey oldu. O yüzden bu kadar bekledim. Güzel olduğunu, onu seveceğimi ve gözümü kırpmadan izleyeceğimi biliyordum çünkü. Çoğu kitabı ve filmi neden merakla beklediğimi bilmem ama bunu biliyordum. Sebep yukarda sözünü ettiğim bakış. Biraz endişeli, biraz küskün, biraz ne yapacağını bilmeyen, biraz kendi içine bakıp orada kaybolan falan filan. Bir de filmin ismi var ki o zaten beni mıknatıs gibi kendine çeken bir isim. Zira neredeyse tüm zamanım Thoreau gibi Walden Gölü kıyısına bir kulübe yapıp orada herkesten her şeyden uzak yaşamayı hayal ederek geçiyor. Bir yabani miyim? Belki. Ama bence her şey bana fazla geliyor. İnsanlar, olup biten her şey saçma geliyor. Her zaman söylerim dünyayı bu kadar yakından takip etmek akla zarardır. Zira şu an yarı zarar görmüş aklımın kelimelerine bakıyorsunuz. Abartmıyorum. Deliliğin eşiğinde duruyorum. Korkmayın, ben korkmuyorum.

Onun gibi sakin ve umursamaz konuşabilmek istiyorum aslına bakılırsa. Cheyenne gibi yani. Borsa manyaklarından birine verdiği cevapları vermek istiyorum bana abuk sabuk sorular soranlara. Ve bu cevapları verirken sukünetimden zerre kaybetmek istemiyorum. Bir ağaca benziyor Cheyenne. Aslında bir ağaç olan ve neden insan gibi göründüğüne şaşırıan biri gibi... Aslında belki de bütün bu söylediklerimin filmle zerre kadar ilgisi yoktur. Herkes gibi ben de görmek istediğimi görüyorumdur. Zaten bu yüzden değil mi senin sevdiğin filmden benim nefret etmem, benim başucu kitabıma senin dönüp bakmaman. 

Hiç tüm eşyalarınızı yakmak istediniz mi? Her şeyden kurtulup yeni bir şeye başlamak için yakmak... Ben bunu zaman zaman isterim ama hiç yapmadım. Tek yaptığım bugüne kadar yazdığım tüm notları, defterleri bahçeye götürüp yakmak oldu. Koca bir yığın cayır cayır yanarken kendi hayatımı yaktığım duygusu ile baktım durdum. Sonra tüm külleri topladım. İyice ezdim. Niyetim o küllerden yeni bir hayat inşa etmekti ki yaptığım şey yaktığım şeyin tıpa tıp benzeri oldu. Yeniden yakmam gerekir belki de hepsini. 

Size bir sorum var. Siz bu dünyayla başa çıkabiliyor musunuz? Mesela yatağınıza yatınca çok fazla ağırlık taşımış gibi bir yorgunluk duyuyor musunuz? Herşey korkunç gelmiyor mu size de? Bu olup bitene bakıp bir parçacık da olsa birşeyi değiştirememek delirtmiyor mu sizi? Bütün bunlarla nasıl başa çıkıyorsunuz? Eğer bunun bir yolu varsa bir sırrı ya da bana da söyleyin lütfen. Yoksa siz de benim gibi gözlerinde Cheyenne bakışı ile dolanıp duruyor musunuz? Dilerim öyle değildir. Dilerim bir sırrı vardır buna katlanmanın ve o sırrı biri bana söyler...


05 Ağustos 2012

kendini kötü hissettiğinde...

Demet mimlemiş. Konu "Kendimizi kötü hissettiğimizde yaptığımız şeyler."

Sanıyorum neden kötü hissettiğime bağlı o histen kurtulmak için yaptığım şeyler. Mesela birine kızmışsam ya da biri beni incitmişse kafamın içinde saatlerce konuşurum onunla. İyi gelir mi? Elbette hayır. Kızgınsam kızgınlığımı, incinmişsem de incinmişliğimi artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Ama yine de buna engel olamam. Sonuçta kafamın içinde öyle çok konuşurum ki o kişiyle sonra yorulur ya da bunalır iyi bir uykunun herşeyi çözeceğine inanır kendimi yastığıma gömerim. Bu halledilebilir bir sorundur. Çünkü çok geçmeden derdim olan kişi ile konuşur herşeyi çözerim. En azından şimdiye kadar böyle oldu.

Bir de genel olarak yapıp ettiğim şeylerden bıktığım ve kendimi berbat hissettiğim zamanlar vardır ki onun çözümü biraz daha karmaşıktır. Herşey şu soruyla başlar, "Bu hep böyle mi devam edecek?" Anlarım ki çok uzun zamandır aynı sularda yol alıyorumdur, manzara değişmiyor ve ben ileri gittiğimi sanma gafleti içinde sürekli geriye gidiyorumdur. Bu nedenle sıfırdan başlamaya karar verir ve yenilenmek için müthiş bir istek duyarım. Eski olan ne varsa herşeyi değiştirmeye başlarım. Cep telefonumun melodisinden bilgisayarımın ekranına, uzun zamandır yazdığım ajandadan yarım kalmış kitabıma, kalemlerimden çantama aklınıza ne gelirse. Elbette bunlar birer semboldür. Yeni birşeye başlamanın ya da yeni biri olmanın elle tutulur gözle görülür adımlarıdır. Telefon farklı bir melodiyle çaldığında ya da yeni bir deftere yazmaya başladığında bilirsin ki sen artık o çok sıkılmış olduğun sen olmayacaksın. Köşe başlarına taş koymalısındır ki yol değişsin manzara değişsin. Değişiklik yenilenme elbette herkese heyecan verir ve heyecan çoğu zaman kötü hislerin panzehiridir.

Bir de günlük sıkıntılar ve buna bağlı umutsuzluktan doğan kötü hissetme hali vardır ki onun en iyi çözümü ise romantik komedilerdir. Çünkü romantik komediler dibe vurmuş bir kadınla başlar ve aynı kadının dünyanın en mutlu kadını olmasıyla son bulur. İşte bu geleceğin korkunç olacağına inanıp da umutsuzluğa kapılmış biri için harika bir ilaçtır. İzler ve "neden olmasın?" dersiniz. Neden o kadın ben olmayayım? Basit ama kesinlikle işe yarayan bir çözümdür.

Daha pek çok kötü hissetme çeşidi ve çözümü buraya yazılabilir elbette. Ama şimdilik bu kadar yeter. Zira blog yazmaya bu kadar yabancılaşmış bir kedi için fazlası zorlamadan başka birşey olmaz.

Not: uzun zamandır bloglardan uzak kaldım. Yazmaktan, başkalarını okumaktan, yorumlardan ve yorumlara cevap yazmaktan. Ama biraz daha zamana ihtiyacım var sanıyorum. Belki de yoktur bilemiyorum. Zamana bırakalım en iyisi...

Döneceğim...

Fotoğraf: Facebook'tan. Kaynağını bulamadım.